Translate

Bu Blogda Ara

15)17 mayıs 2009-- BAHAR VE FOTOĞRAF

EVRENSEL HAYAT eki
KADRAJ
15)17 mayıs 2009
Özcan Yaman



BAHAR VE FOTOĞRAF
 "Bence fotoğraf, eşzamanlı tanımlamadır. Bir saniyeden kesit alınırken konunun önemi, sizin titiz bir organizasyonla şekilleri nasıl ifade ettiğinizle doğru orantılı olarak ortaya çıkar. Foto muhabiri ile fotoğrafını çektiği konu arasındaki ilişki, tıpkı daireye çok iyi bir şekilde yapılan teğet gibidir. zarif, dramatik, tesirli..."
------------------------------------------------------                                      SEBASTIAO SALGADO


Malum mayıs ayındayız. Doğa bizleri fotoğraf çekmeye çağırıyor. Özellikle çiçekler ve doğa konusunda çalışanlar mutluluktan uçarlar. Toprağa düşen tohumlar başlarını gün yüzüne çıkarırlar. Aynı zamanda önemli tarihlerin olduğu bir aydır mayıs. 1 Mayıs işçi ve emekçi bayramı, 5 Mayıs Karl Marks’ın doğum günü, 6 Mayıs Denizler, 8 Mayıs  Faşizmin yenilgiye uğratıldığı gün ve 18 Mayıs evet yarın 18 Mayıs İşkencede ser verip sır vermeyen bir devrimcinin  İbrahim Kaypakkaya’nın ölüm yıldönümü… Kimi tarihler hüzün, kimi tarihler zaferleri işaret ediyor. Hüznü zafere dönüştürecek olan sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyanın yaratılması için mücadele edenlere ne mutlu…

Bu hafta sizlerden gelen, birbirinden güzel fotoğraflarınızla ilgili konuşalım istiyorum.
Bildiğiniz gibi her sanat dalının kendine özgü kural ve teknikleri vardır. Bu kural ve teknikler ne kadar başarıyla uygulanmışsa o kadar ‘başarılı’ olunmuş demektir.
Fotoğraflar, ne kadar dikkat edilirse edilsin çekildiği ham hali ile bitmiş sayılmaz. Mutlaka bilgisayar ortamından geçirilmeleri gerekiyor. En azından dijital kirliliğinin azaltılması ve baskıya uygunluk işlemlerinin yapılması gerekiyor. Bu konularda meraklı arkadaşlar internetten ve bilgi sahibi deneyimli fotoğrafçılardan işi öğrenmeye çalışmalılar…
Her zaman söylediğim gibi fotoğraflarınızı beklerken, bol fotoğraflı bir hafta diliyorum.

 Ustalardan…
Fotoğrafın toplumsal işlevini, nakkaş ustalığıyla sunan ve görünenin ardındaki gerçeği bize gösteren sanatçı,  1944 yılında Brezilya’da doğan Sebastiao Salgado, Fransa’nın başkenti Paris ‘te yaşamaktadır.  Aslen bir ekonomist olan Salgado, profesyonel fotoğrafçılık kariyerine 1973 yılında başlamıştır. 1994 yılından bu yana eşi Lelia Warnick Salgado ile birlikte Amazonas Images ajansını kurdu.  Bu tarihten itibaren Salgado,  sadece kendi işlerini sürdürmektedir. Kimi sanatçılar tarafından ‘yoksulluğu estetize‘ etmesiyle eleştirilmektedir. Uzun soluklu projeli çalışmalarıyla ünlüdür.

… Fotoğraflar: Sebastião Salgado / Amazonas Images arşivi..




 “Bu fotoğraflar, bu devasa trajedinin figürleri, umutsuz bir heykeltraşın taşa ya da ağaca yonttuğu heykeller midir? Burada fotoğrafçı yoksa bir heykeltraş mıdır? Ya da tanrı? Ya da şeytanın ta kendisi? Ya da çıplak gerçeğin kendisi?”
(Eduardo Galeano/17 kez Salgado)


Sizlerden…



Fotoğraf: Deniz Gürbüz-Sinop
sinop cezaevi..Sabahattin Ali'nin hücresinden
 ‘…Görmek istersen denizi
Yukarıya çevir yüzü…’ dizelerini çok güzel anlatmışsın. Siyah çerceveleme, Göğü engelleyen siyah kalın demir. Ve yarı yarıya mavi sarı ağırlıklı dış mekan her şey yerli yerinde.





                                                    Fotoğraf: Deniz Kaya – Van
Çocukluk Düşleri
Renkli balonların diyagonal sıralanışı, Arkada karlı dağlar ve bahar havası gayet iyi. Fakat insan olmayışı kötü. Bir çocuk bu kadrajda güzel olurdu. Keşke biraz bekleseydin…sabırla çekilmiş fotoğraflar bekliyorum..





Fotoğraf: Dursun İldem – İstanbul
Hem kompozisyon, hem konunun hızlı olmayı gerektirmesini çok güzel çözmüşsün. Arka fonun açık renk olması sincap’ın algılanmasını kolaylaştırıyor. Divriği kültür derneğinin fotoğraf çalışmaları gayet başarıyla sürüyor.devam…




Fotoğraf: Mahir Şanlı- İzmir
“umudun tam da bittiğini düşündüğüm bir günde…”

Diyerek çektiğin fotoğrafı paylaşıyorsun. Umut sabır ve mücadeleyi gerektiriyor. Bu mücadele içinde olanlar umutlarını yitirmezler.
Fotoğraf bir sabır işidir. Kompozisyon olarak iyi.  Özellikle insanların dikey çizgiler oluşturması ve ufuk çizgisiyle hizalanmaları , yukarıda ışık huzme ve patlaması dengeli. Yalnızlık ve hüznün fotoğrafı olmuş. Çekmeye devam…







14) 10 Mayıs 2009-- ZANAAT VE SANAT – 2 –

EVRENSEL HAYAT eki
KADRAJ
14) 10 Mayıs 2009
Özcan Yaman


Birinci bölümünü geçen hafta yayınladığımız yazının ikinci bölümünü yayınlıyoruz.
Sizlerden gelen Zanaat / Sanat arasındaki fark ve fotoğrafta nasıl olduğu yönündeki sorulardan hareketle, yararlı olacağını düşündüğüm temel bir bilgilendirme anlamında yada fotoğraf felsefesine giriş diye nitelendirebileceğimiz, biraz uzun bir yazı çıktı ortaya. Fotoğraf meraklıları için yol gösterici olacağına inanıyorum.


ZANAAT VE SANAT – 2 –

Kavramsal boyut
Bilim, kavramlarla ve olgularla açıklanır. İnsanın bilgisel tecrübelerini örgütleme biçimidir. Kavramlar belli biçimlerde kullanılır. Bunlar kategorilerle ifade edilir. Bu kategoriler;

Sanat / felsefe kategorileri: Öz – Görünüş, İçerik / Biçim
Mantık kategorileri: Tekil – Tümel, Özel / Genel
Toplumbilim Kategorileri: İktisat – Siyaset, Tarih / Toplum

Bu kategori ve kavramlar alt başlıklarda daha da uzayabilir. Her yöntemde belirli kavram, kategori ve deyimler vardır. Bu kavramlardan bahsedilirken en başta bilinmesi gereken nokta şudur. Kavramlar, birbirleri ile aynı anlama gelmedikleri halde çeşitli hallere göre birbirlerine tekabül edebilirler.

Özdeşlik: Algı / Faaliyet, Öz / Görünüş, Tekil / Tümel, İktisat / Siyaset
Birlik: Bilinç – Pratik, İçerik – Biçim, Özel – Genel, Tarih – Toplum

Bazı kategorileri açalım:
Algı / Faaliyet, Bilinç - Pratik
Algı kavramını hepimiz biliyoruz. Nedir? Duyumların beyinde kombine edilmesi. İnsanlar algılarıyla bir şeyi anlayabilirler. İnsanın bilgisi ilk başlarda şeylerin / Nesnelerin dış görünüşleriyle sınırlıdır. Bu aşama algısal bilgi aşamasıdır. O halde algı kavramını bir yere oturttuk. Her algının bir tezahürü vardır. Yani her algı bir biçimde tezahür eder, etmemesi mümkündür. Olanağı varmıki; herhangi algının, bizde bir yansıması olmasın? İşte bu tezahür algının faaliyetidir. Demek ki; Algının tezahürü faaliyettir. Bu iki kavram özdeştir. Yani biri diğeri olmadığı halde birbirlerinden ayrı düşünülemezler. Bu iki kavram özdeş oldukları için birbirleri içinde yer değiştirebilirler. Sıraları bizim anlamımızı bozmaz. Sonra ne olur? Biz, algılarımızın faaliyetini bilincimizden geçiririz. Yani bilincimizde biçimlendiririz “forme ederiz”. Bunu da pratiğe dökeriz. Burada da bilincin yaşam içerisinde yer bulduğu pratik ortaya çıkar. Dolayısıyla bir birlikten söz edebiliriz. Aralarında bir çelişki vardır.

Özetlersek;
Algı / Faaliyet ÖZDEŞ’tir. Bilinç – Pratik BİRLİK’tir.
Özdeşlik ve Birlik “Nesnel Gerçeklik” dediğimiz kavramı ortaya çıkartır.

Bilgi pratik içinde edinilir, teorik bilgi pratik içinde edinilir. Bu bilgi tekrar pratiğe döner. İnsan daha fazla bilgilendikçe şeylerin / nesnelerin özüne inmeyi başarır. Buna USSAL BİLGİ (Mantıksal bilgi) aşaması denir. Algılama düzeyindeki bilgilenmesine ise ALGISAL BİLGİ aşaması denir.

Bir örnekle açıklayacak olursak;

“Çocuğun yürümeyi öğrenirken denge yasalarını bilmesine nasıl gerek yoksa konuşmayı öğrenirken de dil bilgisi kurallarını kavramasına gerek yoktur.” İşte bu aşama ALGISAL BİLGİ aşamasıdır.

Çocuk büyüyüp okula gidince, dil bilgisi kurallarını ve denge kanununu öğrenir. Yani bilinçsiz, doğallığında öğrendiklerinin neden ve niçini ni öğrenir. Buna da USSAL BİLGİ aşaması deriz.


Öz / Görünüş, İçerik – Biçim

Tekil varlık Tümel değişimin özüdür. Değişimde tekil varlığın görünüşüdür.
Öz / Görünüş özdeşliği farkı içerir. Yani Öz / Görünüş ÖZDEŞLİKTİR.
Öz / Görünüş, içerik – Biçim çelişmeli bir birlik gösterir. Bu çelişme bütünlüğü oluşturan kavramların bağımlılığında görülen farklı özelliklerden kaynaklanır.
Öz / Görünüş Özdeşliği var olduğu için bundan doğan bir İçerik – Biçim Birlik’i vardır. Yani İçerik – Biçim BİRLİKTİR.

NESNELLİK – GERÇEKLİK NEDİR?

“Nesnel Gerçeklik” kavramının anlamı:

Nesnellik: Bizim dışımızda var olan, Nesneyi (maddeyi) nesne (madde) yapan özelliklerdir. Özdeşlik, Fark. Nicelik, Kantite dediğimizde nesnellikten bahsetmiş oluruz.
Gerçeklik: Nesneye (maddeye) nesnellik özelliklerinin kazandırılmasıdır. Nesnenin algılanmasıdır. Bilinmesidir. Birlik, Çelişki, Nitelik, Kalite dediğimizde gerçeklikten bahsetmiş oluruz.
Örnek:
Gül dediğimizde herkesin aklına bildiğimiz bitki, çiçek Gül gelir. Gül bir nesnedir. Fakat Gül’ü diğer bitki ve çiçeklerden ayıran ve Gül’ü gül yapan bir takım özellikleri vardır. Rengi, kokusu, dikeni vs. Yani gül nesnel bir gerçektir. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.
Her nicelik, nitelikleriyle algılanır. Gerçekliklerinden bilinir.
Bizler ister fotoğrafta, ister diğer sanat dallarıyla uğraşımızda, ister yaşamımızda bu yöntemi bilinçli veya bilinçsizce kullanırız. Özellikle, sanat alanında bu yöntemi bilinçli bir biçimde kullanmak zorundayız.

Yukarıdaki açıkladığımız kavramlara baktığımızda özdeş’lik ve birlik’ten kurulu olduklarını görürüz. Buradan “nesnel gerçeklik” kavramına varırız.
Fotoğrafa; ancak bir nitelik kazandırıldığı zaman, onun gerçek anlamda, fotoğraf eseri olması söz konusudur. Nesnel olan fotoğrafın, kendi gerçekliğinden ayrılamayacağı da kesindir. Aksi halde ortaya konulan fotoğrafın kalıcı olması mümkün değildir. Fotoğrafın niteliğinin aranması gereken yer tarihsel biçimlenmenin,  toplumda kazandığı içeriktedir. Yada tarih / toplum birlik’inin çelişkisindedir.
Maddi hayatın tezahürüyle oluşan görünüşü, tarihsel sürecinden ayırmadın, toplumda kazandığı içeriği belgelemek fotoğrafın ne olması gerektiğinin yanıtıdır.

Önceki yazılara www.evrensel.net  sitesinden ulaşabilirsiniz.

Fotoğrafa saldırıya Kınama ve protesto:
Galata Fotoğrafhanesi ve Fotoğraf Vakfı’nın desteği ile yürütülen, Fotoğraf Akademisi  Belgesel Fotoğraf Seminerleri katılımcılarının 6. UFAT Fotoğraf Günleri kapsamında açılan 8 Mart Kadınlar Günü ve Yerel Seçimler temalı belgesel fotoğraf sergisine emniyet görevlilerinin müdahalesini ve Uludağ Üniversitesi yönetiminin, sergideki fotoğraflara “sakıncalı”görerek el koymasını kınıyor ve protesto ediyorum.
(NOT: Sergide yer alan fotograflara aşağıdaki sitelerden ulaşabilirsiniz.)



Fotoğraf: Dilare Hançer
8 mart

Bu hafta, Uludağ Üniversitesinde Sergide yer alan ancak serginin açılmasına müdahale eden güvenlik ve üniversite yönetimini  kınayarak  Dilare’nın bu güzel fotoğrafını paylaşıyoruz.


13) 03 Mayıs 2009-- ZENAAT VE SANAT – 1 -

EVRENSEL HAYAT eki
KADRAJ
13) 03 Mayıs 2009
Özcan Yaman




Sizlerden gelen Zenaat/Sanat arasındaki fark ve fotoğrafta nasıl olduğu yönündeki sorulardan hareketle, yararlı olacağını düşündüğüm temel bir bilgilendirme anlamında ya da fotoğraf felsefesine giriş diye nitelendirebileceğimiz, biraz uzun bir yazı çıktı ortaya. Fotoğraf meraklıları için yol gösterici olacağına inanıyorum.

ZENAAT VE SANAT – 1 -

“ İnsanı  insan olarak, dünyayla ilişkilerini de insani ilişkiler olarak kabul ederseniz, sevgiyi yalnız sevgiyle, güveni yalnız güvenle vb değiş-tokuş edebilirsiniz.
Sanatın tadına varmak istiyorsanız sanat kültürü almış biri olmalısınız….”
Karl Marks
1844 İktisadi – Felsefi El yazmaları

Günlük dilde çokca kullandığımız iki kelime Zenaat ve Sanat’tır. Yanlışta olsa, biri diğeri olmadığı halde birbirlerinin yerine kullanıldıklarını görürüz.
Burada bir parantez açalım:
(Bazı yüksek sanat otoritelerine ve kuramlarına  (post modern) göre ise sanat yapmak için zenaatkar olmaya gerek yoktur. Yani, resim sanatçısı olmak için desen , perspektif, boya,renk ve ışık gibi işin temeli olan zenaatkarlık aşamalarını yaşamanız ve öğrenmeniz gerekmiyor. İlle tuale de ihtiyaç yok. Duygularının izini takip et yeter, !... ( Tanrı vergisi dedikleri bu olsa gerek) Aynı şekilde tüm sanat dalları için geçerlidir. Yani müzik için söyle yeter. Fotoğraf için çek yeter.  Ama sunum önemli. İşin ehli birinden yardım alırsın ve asistanım dersin oda dert mi? Hiçbir şey yapamazsan iyi bir çerceve ustası bul. O yüksek sanat otoritelerinden torpili de çaktın mı, ışıltılı bir galeride sergilersin. Olursun çağdaş sanatçı!..)

Yukarıdaki parantezi kapatıp, konumuza dönersek;
Konunun amacı;
İnsan gözüne, oradan da beyine çeşitli yollardan etki etmektir. İnsan beyninde, neyle ve nasıl bir yer tutmak istediğimiz önemlidir. Bu nedenle önce iletilmek istenen fikir, sonrada kime iletildiği son derece iyi bilinmelidir. Gösterilmek istenenin, nasıl gösterileceği ve nasıl bir yer tutacağımız sorusu görsel sanatlarla uğraşan, bütün birimleri sürekli düşündürmüştür.
Bu soru fotoğrafla uğraşan bizler içinde şöyle olabilir.
Fotoğraf neyi – nasıl anlatacaktır?” Bu sorunun yanıtını almak için de
“Fotoğraf nedir? Ne olmalıdır’ın”  açıklamasını yapmak zorundayız.
Bizler insan beyninde fotoğrafla bir yer tutacağımıza göre, iletilmek istenen fikirden önce; fotoğrafın bütün teknik özelliklerini iyi bilmeliyiz ve uygulamalıyız.  İşte zenaat kısmı… Demek ki ilk adımda fotoğrafı teknik anlamda uygulayabilir bir konumda olmalıyız. Daha sonra fotoğrafı görsel sanatlar genel kültürü içinde değerlendirebiliriz.
Fotoğraf sanatının konusu ise, yapılan fotoğraf uygulama ve tekniklerinin düşünsel yönüdür. Konulara bakış açısı ve yöntemidir.
Konulara bakış açısının yöntemi ise asla kişisel değildir. Bu bakış açısının mutlaka bilimsel bir yöntemi vardır. Bu işin subjektif tarafı yoktur. (Yanlış anlaşılmasın kişisel yorumdan bahsetmiyoruz) “Ben böyle yapıyorum, isteyen anlasın – isteyen anlamasın!” diyemeyiz. Bir fotoğraf sanatçısı olmak, konulara yeni bir nitelik getirmekle mümkündür. Yoksa nereden geldiği belli olmayan bir ilhamla sanatçı olabilmek mümkün değildir. Sanatçı doğmak mümkün olmadığı gibi..
Fotoğraf aracılığı ile konulara yeni bir nitelik kazandırmak, öncelikle belli bir araştırma, titizlik ve disiplin sonra da bilimsel bir yöntemle yaklaşmayı gerektirir. İşimiz “yöntem” ile başlıyor. Yani anlatılmak istenen ile fotoğrafın yöntemi. Tüm sanat dalları ve yaşamımızdaki diğer unsurlar bu yönteme göre değerlendirilir.
Öyle ise yöntem nedir?
Yöntem; Neyin gerekli olduğunu, bu neyin nerede olduğunun adıdır. Neye gereksinildiği ve bunun nasıl bulunabileceğini araştırır.
Bulunanı bilim tanımlar ve teknik uygular.
Yukarıdaki bu tanım ve açıklamaların ışığında diyebiliriz ki; Yöntem bir belirleyiciliğe sahiptir. Yani yöntemsiz bir şey yapamayız. Burada bize neyi nasıl yapmamız gerektiğini yöntem gösterir. Yöntem teknik ile de bağlantılıdır. Kendine özgü belirli bir tekniği olmayan bir yöntemde yoktur. Ancak yöntem tekniğin ta kendisi demekte değildir. Çünkü; Yöntem tekniğe değil, teknik yönteme bağlıdır. “Yöntem olmadan teknik uygulanamaz.” Bir tekniği öğrenmekle, söz konusu tekniğin nasıl olabileceğini araştırmak farklı olgulardır. Kısaca insanın “pratik eylemi” ile kopmaz bir bağa sahiptir.


Fotoğrafta yöntem
Fotoğraf (Zanaat, Teknik, Nesnel)
Sanatı (Kültürel Birikim – Kalite – Tarihsel / Toplumsal kalıcılık, Gerçeklik)
Fotoğrafın zenaat kısmı derken;
Fotoğrafın teknik kısmından söz ederiz. Yani  görüntünün iyi bir şekilde duyarlı malzeme üstüne aktarımıdır.. (Filmin pozlanması, yıkanması veya bilgisayara aktarımı, kâğıt üzerine baskı kalitesi vs.) Bu teknik, pratik içinde ve fotoğraf tekniğini bilenlerden öğrenilebilinir. Fotoğrafı teknik olarak, usta-çırak ilişkisi yada kurslarda öğrenmek derken genelde bu kastedilir. Çıplak gözle gördüğümüz cisimlerin, maddelerin kağıda yada bilgisayara aktarmayı becerebilme. O işi yapabilmek için gerekli olan teknik becerilerdir.
Fotoğrafın sanat kısmı yada Fotoğrafçının sanatçı olabilmesi ise;
Fotoğrafın fikir / düşünsel yanı dediğimiz içeriğinin, biçimlendirilebilmesi için soyutlama yeteneğinin kazanılması demektir. Bir nesneye bir anlam katmak, yani anlam atfedebilmektir. Fotoğrafta soyutlama yapabilmek için ise her şeyden önce özümleme yapabilme yeteneği gereklidir. Herkesin baktığından başka bir şeyler görmek. Nesnel gerçeklik dediğimiz gerçeklikten aldığımızı, yorumlayıp yeniden sunmaktır. Buna da soyutlama diyebiliriz. Bir bütünü parça ile anlatmak gibi.
İşte buda bilimsel bir yöntemle olur. Öğreneceğimiz yöntem  bütün konulara bilimsel ve doğru olarak yaklaşmamızı sağlar. Nesnel olan fotoğrafın gerçekliğini vurgulamamız için gereken yöntemin kurulması önemlidir…
Haftaya devam edeceğiz.
Her zaman söylediğim gibi fotoğraflarınızı beklerken, bol fotoğraflı bir hafta diliyorum.



  
Fotoğraf; Arap Çataroğlu
“ Emek”

Kompozisyon ve anlatım olarak gayet başarılı. Emeğin sunucu sepetten, yaratana doğru bir açıdan çekilmesi ve sadeliği yerinde. Eline sağlık Arap, çekmeye devam…




12) 26 nisan 2009--FOTOĞRAFÇILARA ÇAĞRI…/ İsyan!

EVRENSEL HAYAT eki
KADRAJ
12) 26 nisan 2009
Özcan Yaman



FOTOĞRAFÇILARA ÇAĞRI…

GÜNEŞE DOĞRU ZIPLAMAYI UNUTMAYIN!
“ Annem, her fırsatta, çocuklarına, güneşe doğru zıplamayı öğütlerdi…
Güneşe ulaşamazdık, ama hiç olmazsa, ayaklarımız yerden kesilirdi…” 
Z.N.Hurston

İsyan!

1886'da Şikago'da toplanan Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu, 8 saatlik işgünü için 1 Mayıs'ı grev ve 8 saat uygulamasını fiili olarak hayata geçirme günü olarak belirledi. Alınan karar çok geçmeden her fabrikaya yayıldı. Buna karşı çıkan sendikalara üye işçiler bile çalışmalara aktif olarak katıldı. İşçilerin dağıttığı bir bildiride şöyle yazıyordu:
 "Bir günlük isyan, daha azı değil. Emeğin dünyasını egemenlik altında tutan kurumların sefil sözcülerinin denetimi dışında bir gün. Emeğin kendi yasalarını yaptığı ve bunları uygulamaya koyma gücünü elde ettiği bir gün. Emekçi ordusunun birliğinin yarattığı muhteşem gücün, dünyanın tüm halklarının kaderlerini ellerinde tutanlara karşı çevrildiği bir gün." İşçilerin hepsinin dilinde aynı sözler vardı: "Biz sadece, fabrikada çalışan akşam eve geldiğinde yemek yiyip yatan ve ertesi gün yeniden çalışan köleler değiliz. Düşünmek ve yaşamak istiyoruz."
 
2008 yılında “İşgal İstanbul’u Mayıs 2008” 1 Mayıs Fotoğraf sergisini açan  REDFOTOĞRAF Grubu ve ev sahipliğini yapan ÇHD.(Çağdaş Hukukçular Derneği)  “Mayıs 2009” isimli yeni serginin hazırlığına başladı.Geçen yıl gördüğü yoğun ilgi ve destekten güç alarak, daha nitelikli ve geniş katılımlı bir sergi açmaya çalışılıyor.
Serginin öznesi olan fotoğrafçılardan da katkı koymalarını bekliyoruz.
Ülkenin dört bir yanında yapılacak olan 1 Mayıs kutlamalarının tarihe belgesel bir çalışma olarak bırakılması amaçlanmaktadır. İstanbul’dan Edirneye-Hakkari’den, Diyarbakır’a fotoğraf çeken Profesyonel-Amatör, işçi , işsiz , ev kadını, Öğrenci, Memur, Doktor, mühendis, Muhabir, Foto muhabir, Gazeteci kısaca fotoğraf çeken bu anlamda kendine fotoğrafçı diyenlerden destek bekliyoruz. Fotoğraflarınızı Mail olarak yada CD. Olarak elden veya posta ile yollayabilirsiniz. Sekreterliğini yaptığım organizasyonun seçici kurulu ise şöyle;
Aknan Şimşek : Kesk Örgütlenme Sekreteri, Ali Öz :Foto muhabiri, Erol Ekici         : Genel iş Sendikası, Genel Başkanı, Fahrattin Erdoğan  : Disk, Basın ve Halkla ilişkiler sorumlusu, Feyyaz Yaman       :Karşı Sanat Galerisi, Özcan Yaman: Fotoğrafçı, Metin Yeğin          : Belgesel sinemacı, Özcan Yurdalan:Fotoğrafçı, Rasim Öz : Avukat , Taylan Tanay       : Avukat  (ÇHD.İst Şube başkanı), Tevfik Taş: Yazar (TYS.Türkiye Yazarlar Sendikası Sekreteri)
Özlenen odur ki; 1 Mayıs’ta Fabrikalarda, tarlalarda, kısaca tüm iş yerlerinde toplanan işçiler sokaklardan alanlara aksın. Davullarla zurnalarla – halaylarla horonlarla Meydanları doldursun. Bunu örgütlemekte tabii ki en başta sendikalara düşen görevdir. İşte o zaman miting izni falan olmaz, Kentlerin tüm meydanları 1 Mayıs meydanı olur. Bu anlamda Taksim’de işçi sınıfının önünde kimse duramaz.
YAŞASIN 1 MAYIS

Her hafta söylediğim gibi, fotoğraflarınızı beklerken, bol fotoğraflı haftalar diliyorum.




USTALARDAN…
WILLY RONIS
SAVAŞ SONRASI PARİS’İN FOTOĞRAFÇISI
 “Ben asla sıradışını aramadım.ve gözlerim onu görmedi.Kendimi her zaman günlük hayatın sıradan bir biçimde herhangi bir yerde, sıradan yaşamın mütevazi güzelliğinin içten ve tutkulu bir araştırmacısı olarak buldum.” Diyen, 1910 doğumlu, Fransız fotoğrafçı Willy Ronis savaş sonrası paris  fotoğraflarıyla ünlüdür.

İşçi sınıfı mücadelesinde kadın
Ronis’in, 1938 lerde Citroen-Javel fabrikasındaki grev temsilcisi Rose Zahner’i  çektiği bu fotoğraf en tanınmış fotoğraflarından biri olmuştur.




BİZDEN
Fotoğraf: Songül Şengül
“Karşılaşma!”
Bu hafta Kırklareli Kula köyünden Songül arkadaşın gönderdiği fotoğrafı paylaşıyoruz.
“Mayıs’a yalnız çiçekler değil, kuzularda merhaba” der. Doğa canlanır, umut yeşerir., hayat’a merhaba… Eline, gözüne sağlık Songül. Yeni çalışmalarını beklerim.


11)19 nisan 2009-- ÇOCUKLAR-


EVRENSEL HAYAT eki
KADRAJ
11)19 nisan 2009
Özcan Yaman





ÇOCUKLAR
Birkaç gün sonra 23 Nisan çocuk bayramı. Yine hamasi nutuklar atılacak.
Ve bütün suçları coğrafyanın diğer yarısında doğmak olanlarla, coğrafyanın bu tarafındaki ana babadan doğan çocuklar arasındaki farklılıklar ‘kaderle’ açıklanacak.
Yine çocukların düşe kalka büyüyecekleri söylenecek. Ama kimi çocuklar taşlarla mayınlarla, kurşunlarla kimi çocuklar tüylü halılar üstüne düşüp kalkıp büyüyecekler.
Kimi çocukların babaları anaları kaybedilirken, hapislerde çürütülürken ve hatta çocuklar hapse atılırken, kimi çocukların babaları yazlıklarda, kışlıklarda parayla para kazanıp ülkeyi soyup soğana çevirmekle meşgul olurken çocuklarını dadılarla, ana okullarında yabancı dilde eğitimle yetiştirecekler…
Fotoğrafçılar da bu yaman çelişkiyi saptayıp yarına belge bırakacaklar. Hayat ta bunca çelişki daha doğmamış bebeğe kadar iniyorsa doğal olarak yaşadığı çağın tanığı olan fotoğrafçılarda bunları belgeleyecek. Ne zaman ki Ataol Behramoğlu’nun şiirindeki gibi,  bebeklerin ulusu olmayacak işte o zaman fotoğrafçılarda mutlu bebeğin fotoğrafını çekecekler.

“İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Başlarını tutuşları aynı
Bakarken gözlerinde aynı merak
Ağlarken aynı, seslerinin tonu …”

Halil Cibran’ın Çocuklar üstüne yazıyla,
Geleceğin yaşlılarının, bugünün yaşlılarından daha güzel günlerde yaşayacaklarına inanıyorum...

Sonra yavrusunu göğsüne bastırmış bir kadın söz aldı ve bize Çocuklardan söz et dedi.
Ve o şöyle yanıtladı;
Sizin diye bildiğiniz evlatlar gerçekte sizlerin değillerdir.
Onlar kendini özleyen Hayatın oğulları ve kızlarıdırlar.
Sizler aracılığıyla dünyaya gelmişlerdir ama sizden değildirler.
Sizlerin yanındadır ama sizlerin malı değillerdir.
Onların vücutlarını çatabilirsiniz ama canlarını asla.
Çünkü onların canları geleceğin sarayında oturur ve sizler düşlerinizde bile orayı ziyaret edemezsiniz.
Kendinizi onlara benzetmeye çalışabilirsiniz ama onları kendinize benzetmeye kalkışmayın hiç.
Çünkü hayat ne geriye gider, ne de geçmişle ilgilenir.
Sizler, evlatların birer canlı ok gibi fırlatıldıkları yaylarsınız.
Yayı geren, sonsuza açılan yolda kendine bir hedef edinmiştir. Ve oklarını en uzağa eriştirebilmek için Kendi gücü ile sizleri gerer.
Yayı gerenin elinde seve seve bükülün.
Çünkü oku atan O güç, uzaklaşan okları sevdiği kadar elindeki sağlam yayı da sever.
Halil Cibran-Ermiş (Çev.Aytunç Altındal)

USTALARDAN…


SAVAŞ SONRASI PARİS’İN
FOTOĞRAFÇISI -WİLLY RONİS-
 “Ben asla sıradışını aramadım.ve gözlerim onu görmedi.Kendimi her zaman günlük hayatın sıradan bir biçimde herhangi bir yerde, sıradan yaşamın mütevazi güzelliğinin içten ve tutkulu bir araştırmacısı olarak buldum.” Diyen, 1910 doğumlu, Fransız fotoğrafçı Willy Ronis savaş sonrası paris  fotoğraflarıyla ünlüdür.
Ekmeği ile koşan Parisli çocuk. 



NEŞE KAYNAĞI FOTOĞRAFÇISI KELLY RYDEN

Amerika, Nebraska'da yaşayan Kelley Ryden aslında yazılım mühendisi ama fotoğraf konusunda kendi kendisini eğitmiş. 2003'ten beri de dijital fotoğrafla ilgileniyor.
Ryden insanların hayatlarının neşe kaynağı çocukları fotoğraflıyor.


BİZDEN

Fotoğraf:Deniz Ersoy “Sulu kuleden”
      
 
Fotoğraf:Deniz Kocak.
“Kentsel dönüşüm!”




Fotoğraf; Özcan Yaman
“Düşünü-yorum”

Fotoğraf: Özcan Yaman
“Erdal’lar”




Fotoğraf; Özcan Yaman
“Uğur kaymaz”



10) 12 nisan 2009--FOTOĞRAFLAR ve HALKLAR SINIR TANIMAZ…

EVRENSEL HAYAT eki
KADRAJ
10) 12 nisan 2009
Özcan Yaman



FOTOĞRAFLAR ve HALKLAR SINIR TANIMAZ…

''Benim stilim 60 yıl boyunca hiç değişmedi. Ben, biraz diplomat, biraz da fotoğrafçı olmak zorundayım. İnsanlar çoğu zaman beni ciddiye almadılar, çünkü çok az ekipman taşıdım ve gereksiz telaşe yapmadım. 1949'da evlendiğim zaman karım bana sordu; 'Senin gerçek fotoğraf makinen nerede?' Asla bir sürü ekipman taşımadım. Hayattaki düsturum şu oldu: 'sadeliği koru'... Benim fotoğrafçılık anlayışım bu, dikkati çekmemek ve kalabalığa karışmak!”
ALFRED EISENSTAEDT
''Foto muhabirliğinin ustası''

Dünyanın her yerinde Kapitalizm tüm vahşiliğyle toplanıyor ve saldırıyor. Geçen haftalarda Strasburg’da G-20 zirvesi toplandı. İstanbul’da Su forumu, Nato’nun 60. yılı, Obama’nın gelişi derken “Ulusları böl parçala ve yönet taktiklerini” sürdürüyorlar. Halkları, ulusal kimlikleriyle çatıştırıp emperyalist yayılmacı politikalarını uygulamaya çalışıyorlar.
Bunlara karşılık bu ülkelerin muhalif insanları direniyor, gösteriler yapıyorlar. Türkiye’de ve dünyanın diğer ülkelerinde de benzer görüntüler oluyor. Örneğin Starsburg’taki gösterilerde çekilen fotoğrafla, 1 mayıs 2008’de çekilen iki fotoğrafı yan yana koyduğumuzda sanki aynı alanda çekilmiş olduklarını sanabiliriz. Yani halklara karşı halklar değil, sınıfa karşı sınıf mücadelesi. Ancak ezenlere karşı mücadele başarılı olduğu ölçüde bu fotoğraflardaki görüntülerde değişecek. Yani küreselleşen/globalleşen kapitalizme karşı enternasyonel dayanışma ve tüm dünyanın emek güçlerininin birlikteliği bu dünyayı değiştirecek. Bu mücadele içinde fotoğrafçılarda objektif ama taraf tutarak deklanşöre basacaklardır. RedFotoğraf grubu’da bu ilkelerden yola çıkmıştır. Strasburg daki arkadaşımız İsmail Durmaz’da çektiği fotoğraflarla bizlere destek olmuştur.
1 Mayıs’a sayılı günler kaldı. Fotoğrafçılar makinelarının bakımlarını yapıyor. Gaz maskelerini ve limonları hazırlıyor. Dileğimiz, halayların çekildiği, horonların oynandığı ve türkülerle marşlarla yürüyüşlerle bayram havasında geçecek 1 mayısları fotoğraflamak. Dileğimiz, O gün fabrikalarda küçük - büyük iş yerlerinde toplanarak yürüyüşler yaparak, ülkelerin tüm ana caddelerini doldurarak meydanlara akan emekçileri fotoğraflamak. Nazım’ın deyimiyle “En şanlı elbisesiyle, işçi tulumuyla” bayramını kutlayan emekçilerin arasında mutluluğu yakalamak için fotoğraf makinelarını göreve koşacağımız günlere ulaşmak.
Her zamanki gibi fotoğraflarınızı ve düşüncelerinizi belirten maillerinizi beklerken, bol fotoğraflı bir hafta diliyorum.


 




-TARİHE GEÇEN FOTOĞRAF...
Times Square Meydanı, 15 Ağustos 1945... Onun en ünlü fotoğrafına fırsat veren gün... ''Bir denizci gördüm, gözüne kestirdiği her kadına sarılıyordu. Bir büyükanne olmasına aldırmadan, yaşlı, şişman, zayıf ayırt etmeden... Leica makinemle onun önüne geçtim ve aynı zamanda da omzumun arkasından gözlüyordum. Sonra aniden bir şimşek çaktı, beyazlı birine sarılmıştı. Hemen döndüm ve denizciyi hemşireyi öperken çektim.'' Eisenstaedt, onun adını altın harflerle tarihe yazdıracak bu fotoğrafı çekmekten dolayı çok mutluydu: ''İnsanlar bana dedi ki; sen cennete gittiğinde biz bu fotoğrafı hatırlayacağız''...



Burası Starsburg G-20 zirvesi 2009
Fotoğraflar: redfotoğraf, (İsmail Durmaz)


Burası İstanbul 1 mayıs 2008









Fotoğraf: Ahmet Şık






09) 5 nisan 2009--Yaratım ve Fotoğraf- EVRENSEL HAYAT eki

EVRENSEL HAYAT eki
KADRAJ
09) 5 nisan 2009


Yaratım ve Fotoğraf
Fotoşop (Photoshop) çıktı, fotoğraf bozuldu diyorlar.Özellikle gençler,Fotomontajın bilgisayar ve dijitalleşmenin sonucunda bulunduğunu zannediyorlar. Fotoğrafa yeni başlayanların çoğu“Bence fotoğraf üzerinde oynanmamış. Nasıl çektiysek o olmalı.” Diyorlar. Fotoğrafın, çekilirken bitirilmesi gerektiğini, sonradan yapılan müdahale ve düzenlemelerin fotoğraf olmadığını söylüyorlar. Aslında yanlışta düşünmüyorlar. Çünkü belgesel birçok fotoğraf ustası benzer şeyler söylüyor. Fakat arada algılama farkı var. Ustalar belgesel/sosyal belgesel fotoğraf açısından böyle söylerken bazı arkadaşlar genel fotoğraf kuralı olarak algılıyorlar. Üstüne üstlük birde artık kanıksanmış olan o bildik ölüm-savaş ve yoksulluğu anlatan gerçekçi fotoğrafların bombardımanı altında olunca. Fotoğrafı öğrenmek için çıkılan gezilerden de enstantene –doğa ve yaşamdan fotoğraflar çekilince böyle anlaşılması ve yorumlanması doğal.
Gelelim fotomontaj ve fotoğrafı sanatsal yaratıda kullanmaya. Günümüzde sanat dallarını birbirinden ayırmak nerdeyse olanaksız hale geldi. Sanat kuramcıları sürekli yeni tanımlar getirmektedir. Klasik sanat, modern sanat, post modern sanat ve çağdaş sanatlar gibi tanım ve kavramlar. Diğer sanat dallarında olduğu gibi, fotoğrafta da alanlar ve bu alanlar kendi içlerinde yine nerdeyse branşlar şeklindedir. Sanatçılar/ Fotoğrafçılar tarzlarıyla algılanır ve bilinir oluyorlar. Örneğin; Ansel Adams deyince doğa fotoğrafçısı ve zoon sistemin ustası. Henri Cartier Bresson deyince belgesel fotoğraf dahası enstantene ustası. Jacop Riis deyince fotomuhabir ve savaş fotoğrafçısı. Sabastio Salgado deyince Belgesel ve fotoröportaj ustası. David Hamilton deyince Nü ustası, Tina Modotti deyince Belgesel ve soyutlama ile politik tavrını simgeleştiren usta olduğunu, jerry Uelsmann deyince fotomontaj ustası ve fotoğrafı karanlık odada yapan olduğunu, john Heartfield deyince fotoğrafla kolaj yapmanın ne olduklarını öğrendiğimiz ve çalışmalarını gördüğümüzde bu iş filanca ustanın dedirten kimlik sahibi olduklarını görüyoruz.
Birde şu noktanın altını çizelim. Fotomontaj fotoğrafın icadından hemen sonra başlayan bir fotoğraf dalıdır. Daha düne kadar karanlık oda da yapılan fotomontajlar artık bilgisayar ve photoshop la yapılmaktadır.Tıpkı fotoğraf baskılarının teknolojik devrim geçirip dijital olarak basılması gibi.
Bu hafta yerimiz elverdiği ölçüde genel bir özet geçtik.
Gelelim nato denen savaş örgütüne. Bu örgüte karşı sanatın ve fotoğrafın gücünü kullanalım. İster belgesel, ister soyut, ister fotomontaj – kolaj olsun. Ustaların yaptıklarını taklit edelim, örnek alalım hatta daha iyisini yapmaya çalışalım. Bir kavramı, bir düşünceyi belirten, onun sembolü, niteliği, amblemi olan işaret, canlı varlık ya da nesnedir. Sanatsal yaratıda kendimizi ifade edebildiğimiz, düşüncelerimizi ve anlatmak istediklerimizi  fotoğrafın dilini kullanarak sunmak için kendi dilimizi oluşturacağımız bir fotoğraf alanını keşfedelim.

Sokaklara çıkıp fotoğraf çekelim, çekerken fotoğrafı nasıl yapacağımızı sorgulayalım. Bilgisayarın başında kolaj yapalım. Fotomontaj yapalım.
Yaptıklarımızı paylaşalım.

…………

Bu hafta fotomontaj ve kolaj örneklerine yer veriyoruz.
Çalışmalarınızı beklediğimi hatırlatarak, bol fotoğraflı haftalar diliyorum.


Kolaj: Özcan Yaman     2009


 

















Kolaj: john heartfield   1932


          
Fotoğraf: Özcan Yaman-2009
Fark nerede ? Sanki fotomontaj yapmışsınız, gibi tesadüfler bazende çekimde sizi bulur.:)