Translate

Bu Blogda Ara

458-Fotoğrafta Kavramsallaştırma-Özcan Yaman-Evrensel-19 temmuz 2019


FOTOĞRAFTA KAVRAMSALLAŞTIRMA

“Bir fotoğraf sayfalarca yazıya bedeldir”. Bu cümleyi birçok kez duymuş ve söylemişizdir. Üstüne dikkat çekiciliği, estetiği ve hızı eklerseniz, aslında bir fotoğrafın sanat dalları arasındaki gücünü de anlatmış olursunuz.
Fotoğraf çekildiği gibi ya da üzerinde oynanmış olarak da kullanılabilir, (Fotoğrafın gerçeğinde olmayan ekleme veya çıkarmalar yapılarak, sahte bir görüntü oluşturmak). Ya da iki veya daha çok fotoğrafın birleşimiyle kolaj yapılmış olabilir. Fotoğraf günlük ihtiyaçlar listesinden, toplum, sanat ve kültür alanlarında vazgeçilmez olarak hayatımıza girmiştir.
Elbette her fotoğraf bir şeyler anlatabilir. Çekildiği andaki gerçekliği anlatabilir mesela. Ya da gerçeği çarpıtsa da amaç, sahte bir gerçek etkisi yaratmak da olabilir. Ama bir sanatçı sorgulayıcıdır. Neden, niçin sorularına yanıt arar ve kendisince bulduğu (ki bence ideolojiktir) cevapları fotoğrafı araç olarak kullanarak verir. Düşündürmek, sorgulatmak ister. Kavramsallaştırma işte burada devreye girer. Fotoğraf bu anlamda bir araçtır. Sanatın dili önemlidir. O dil tasarımdır. Duygu ve düşüncelerimizin tasarımlanması kavramsallaştırma olur. Gelelim bana bunları yazdırmaya iten etkene.Uğur Gallen isimli sanatçı. Twitter ve İnstgram fenomeni olmuş bir arkadaş.
 Özellikle sosyal medyada çalışmalarını görmüş, çağdaş sanat alanında başarılı bulduğum, bir yanıyla da fotoğrafı kullandığı için paylaşmak istedim. Örneğin mülteciler veya savaşın felaketleri hakkında bir şeyler söylemek istiyorsunuz ve yazıyla açıklamaya çalışıyorsunuz sayfalarca yazarsınız. Ama Uğur’un çalışmalarına bakın, o sayfalarca yazılacak konu bir anda çarpıcı, etkileyici, sorgulayıcı ve hafızada kalıcı hale geliyor. Özellikle güncel toplumsal (tabii bireysel de olabilir) konularında bizleri etkiliyor. Fazla uzatmaya gerek yok. Soyutlama yeteneği kavramsallaştırmayı getirir. İster Henri Cartier Bresson gibi tek kare fotoğrafla yapın, isterseniz Uğur gibi kolaj montaj olarak yapın.


Eline sağlık Uğur Gallen, derken sizlerin de çalışmaları inceleyip ‘’Acaba yazı ile anlatmaya kalksaydım kaç sayfa yazardım ve bu kadar etkili olur muydu?’’ diye düşünmenizi istiyorum. İşte görsel sanatların etkisi ve de fotoğrafın tabii... Uğur Gallen, sosyal medya hesabından seçimler, savaş, açlık, mülteciler, çocuklar, gibi etkileyici kareler paylaşıyor. Aynı dünyadayız ama iki farklı hayatlar var diyor. Sosyal medyadan takip etmek isterseniz işte adresi:



















457-Fotoğraf Kuramı- Özcan Yaman-Evrensel- 12 temmuz 2019



Fotoğraf Kuramı

Espas yayınlarından yeni çıkan Fotoğraf Kuramı kitabı 15.5x23 cm ebadında 3 cm kalınlığında, 380 sayfa hacimli bir kitap. Gelelim künyesine. Derleyen James Elkins, çeviri Aylin Ünal ve M. Emir Uslu, kapak fotoğrafı Erdem Varol, redaksiyon Engin Noyan, Editör Hürü Özlük, kitap ve kapak tasarımı Savaş Çekiç.
Böyle bir kitap, Türkiye fotoğraf dünyasına çok mu lazımdı? Derdi olan zaten yabancı kaynaklardan (geçmişte olduğu gibi) kılı kırk yararak ulaşıyordu. Üstelik teknolojinin gelişmesiyle dünya fotoğrafı sınırları hızla kaldırmışken. Koskoca kurumlar, popüler, çok satan (!) dijital fotoğraf ve temel fotoğraf konulu renkli kitaplar ile albüm çıkartarak fotoğraf dünyasına katkıda bulunurken, Espas yayınları başından itibaren Türkiye ile fotoğraf dünyası arasındaki teorik-kuramsal-kavramsal alanlarla ilgili yayıncılık yapıyor. Baştaki soruyu cevaplayalım. Evet çok da lazımdı. Türkiye fotoğrafının dünya fotoğrafı ile buluşmasının yolu fotoğrafın kuramsal yanlarının tartışıldığı, bu alanda Türkiyeli akademisyenlerin yetişmesinin önünün açılmasıyla olanaklı olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda Espas yayınlarının bu çabasını kutluyorum. Gelelim Fotoğraf Kuramı kitabına.
Okumaya başlayalı bir hafta oldu. Henüz bitiremedim. Ders kitabı niteliğinde dip notlarını da ayrıca incelediğimde epey ağır ilerliyor. Güzel sanatlar alanının birçok dalı ve felsefeyle birçok kuramcının görüşleriyle hacmini katlıyor anlayacağınız. Bu kitapta sihirli formüller üç günde süper fotoğraflar çekmek için neler yapılması yazmıyor, düşüncenin yaratımdaki önem ve değeri anlatılıyor. Kitabın sunuş kısmından alıntı yaparak paylaşayım:
‘’... Fotoğrafın güzel sanatların bir dalı olarak kabul edildiği ve düzenli bir şekilde sanat tarihsel içerik çerçevesinde değerlendirildiği günümüzde böylesi bir değerlendirmenin temellerine açıklık getirmek çok daha büyük önem taşımaktadır. Tuhaf bir şekilde 1980’lerden bu yana, fotoğrafçılığı kuramlaştırmak üzere çok az çalışma yapılmıştır: Sanatçılar ve tarihçiler, Charles Pierce’den Roland Barthes’e ve Pierre Bourdieu’ya uzanan eski kaynaklar üzerinden ilerlemeye devam etmişlerdir.
Peki o halde fotoğrafçılığı kuramlaştırmanın en iyi yolu nedir?
Fotoğrafçılık kuramı, bir grup makaleden - Jan Baetens, Diarmuid Castello, Margaret İverson, Thierry de Duve ve Rosalind Krauss – önde gelen dokuz sanat kuramcısı ve fotoğraf eleştirmeninin konuşmalarından oluşuyor. Yirmi altı akademisyen, daha sonrasında konuşmalar üzerinde yorumlarını değişik biçimlerde sunuyorlar. Ayrıca kitabın içerisinde fotoğraf kuramlarının kısa tarihi ve iki tamamlayıcı özet makale bulunuyor. Alışılagelmedik yapısıyla ve konu üzerinde en önde gelen düşünürlerin katılımıyla –Krauss, Abigall Solomon-Godeau, Victor Burgin, Alan Tracthenberg, Geoffrey Batchen, Liz Wells ve Joel Snyder.
 Fotoğraf Kuramı, fotoğraf sanatı üzerinde yapılan çağdaş tartışmalara benzersiz bir bakış açısı sunuyor.
Detaylı bilgi ve kitap için; www.espaskitap.com , info@espaskitap.com


456-Henri Cartier Bresson-Evrensel-Özcan Yaman-5 temmuz 2019


Henri Cartier Bresson
Henri Cartier Bresson deyince fotoğrafla hatta resimle hatta gazetecilikle ilgili herkes bilir, az buçuk tanır. Kimi fotoğraflarını göz önüne getirir, kimi Magnum ajansı. Nihayet tüm yönleriyle anlatan bir kitap çıktı. Kapağından başka fotoğraf yok. 11.5x18.5 cm ebadında 3 cm kalınlığında, 418 sayfa hacimli bir kitap. ESPAS Yayınlarından çıktı. İlk bakışta korkutucu geliyor. Tuğla kalınlığında oku oku bitmez gibi. Ama elinize aldığınızda su gibi akıyor. Ben iki günde bitirdim, hem de not alarak.
Gelelim künyesine. Yazan Pierre Assouline, çeviri; Aylin Ünal, kapak fotoğrafı; Ara Güler, kitap ve kapak tasarımı; Savaş Çekiç.
Bir sanatçı düşünün belgesel fotoğrafçı, ressam, gazeteci, Magnum Ajansın kurucularından. Kendisini sanatçı olarak tanımlamadığı halde, sanat otoritelerinin sanatçı olarak taçlandırdığı bir büyük fotoğrafçı. İşte HCB.  Çocukluğu, aşkları, ressamlığı, fotoğrafçılığı, gazeteciliği sanat ve siyasi görüşü her şeyi bu kitapta buluyorsunuz. Rastlantıları, toplama kamplarında esir oluşunu, Çin devrimine tanıklığını, Sovyetlere giren tek batılı gazeteci olmasını, Gandi ile son röportaj yapan ve son fotoğraflarını çeken, aynı günün akşamı Gandi’nin suikasta kurban gidişini, döneminin büyük ressamlarıyla dostluğunu, FKP ve Aragon’la ilişkisine, İspanya İç Savaşı’na katılışı ve pişmanlıkları, Robert Capa ve döneminin büyük fotoğrafçılarıyla ilişkileri ve tabii Magnum Ajansın kuruluş hikayesi. Ve tabii ki Leica ve 50 mm. Objektif. Şimdi burada yazmaya kalksam yarım kalacak alın okuyun bence...
Hayatı anlamlandırmada fotoğrafla ya da sanatın herhangi bir dalıyla nasıl bir yol seçmek gerektiği, inat, sabır, disiplin ve mücadeleyle hedefe nasıl varılacağını özellikle ne yapmalı-nasıl yapmalıyım diyen genç fotoğrafçılara hararetle öneriyorum. Kendisini sürrealist belgesel fotoğrafçı olarak tanımlayan HCB. Kadraj, kompozisyon (altın oran) ışık, zaman  ve “karar anı” denilen şeyin fotoğraf olduğunu söyler ve gösterir. Kısaca okuyun Henri Cartier Bresson’u...
www.espaskitap.com, info@espaskitap.com
Not: Haftaya ‘‘Fotoğraf Kuramı’’ kitabı. Yine Espas Yayınları’ndan...



LEMONİZ NÜKLEER SANTRAL / TAMAMLANMIŞ TAMAMLATTIRILMAMIŞ

tiyatroofolio



1986-1991 yılları arasında İBŞT 'de sahne fotoğrafçısı olarak çektiğim karelerden bir sunum... Beğenirseniz tıklarsınız...

şehre akın (foto özcan)




1976 yılında fotoğraf çekmeye başlayan Özcan Yaman Nostaljik 80’ler fotoğraflarına örnek çalışması ‘’Şehre Akın’’ ile 1978-1982 yıllarında yaşadığı mahallenin fotoğrafçısı ‘Foto Özcan’ olmuştu. Beğenirseniz tıklarsınız:))

455-BİTMEYEN SEÇİM İCAT ETTİLER! /Özcan Yaman/Evrensel/4 Haziran2019


fotograf-Hasgül Gökhan Taşbaş-ozcan yaman

BİTMEYEN SEÇİM İCAT ETTİLER!

Bitmeyen seçimlerden en güncel olanına 10 gün falan kaldı. 23 hazirandan sonra büyük ihtimalle erken genel seçim gündeme gelecek gibi. Beraberinde bir yığın kriz falan. Yaşayıp göreceğiz.
Bu arada yarın 15-16 Haziran 1970 büyük işçi direnişlerinin de yıldönümü. Tam 49 yıl olmuş.
Dünya tarihi sınıf mücadeleleri ile doludur. Ülke tarihine baktığımızda büyük dönüşümlerin işçi sınıfının başkaldırısı ile gerçekleştiğini görürüz. İşin özneleri olanların ayaklanması, toplumsal depremi veya sarsıntıları yaratıyor. 15 -16 Haziranları yaratan işçiler, sendikal hak ve özgürlükleri yok eden yasanın çıkmasını engellemişlerdir. Yani işçi örgütlenme hakkına sahip çıkmıştır. Sonuç olarak toplumsal muhalefet yükselmeye başladığında, iktidar kendi sınıfsal çıkarlarını korumak için faşizmin gücünü kullanmaktan çekinmemiştir. 12 Eylül 80 bunun bir örneğidir. 89 Bahar eylemleri ise bu zinciri kıran dönüm noktası olmuştur.
Zonguldak maden işçilerinin yürüyüşü iktidarı korkutmuştur. Sonrası malum…
1980 öncesi ülke nüfusu 48 milyon, sendikalı işçi sayısı 2.5milyondur. Bugün ise ülke nüfusu 78 milyon ve sendikalı işçi sayısı 750 bindir…(2010 yılı itibariyle)
İktidar antidemokratik yasaları bir takım rakam ve harflerle karmaşıklaştırarak neo-liberal politikalarını uygulamaya çalışıyor. Sendikalar küçültüle küçültüle etkisizleştirilirken demokrasi büyüyebilir mi? Artık zenginle yoksul arasındaki fark uçurum olmaktan çıkmıştır. İktidara bakarsak her şey güllük gülistanlıktır. Bakalım öyle mi? Bir sınıflandırma yaparsak nüfusun %15’i işsiz. %45’i asgari ücretle gayri insani koşullarda karın tokluğuna çalışıyor. %20’si orta sınıf olarak sınıflar arasında gidip geliyor. % 20 ise tuzu kurular oluyor. İktidarı onlar belirliyor.  Onun içindir ki, Bu düzen değişmeli!...
Her şey çok güzel olacak. Nasıl? Tabii ki işçi sınıfı müdahil olursa. Sınıfı harekete geçirecek sınıf perspektifli parti ve sendikalar olduğuna göre buraya baktığımızda Her Şeyin Çok Zor olacağı karşımıza çıkıyor. Mücadelenin önünün açılması ise demokratikleşmeden geçiyor. Onun için ki bu seçimler stratejik önem kazanıyor. Yani orman yanarken  tüm hayvanların aynı yöne koşması meselesi. Evet herkese iş düşüyor. Özellikle kültür/sanat alanında emek verenler sınıf ve sanat meselesini siyasetle ilişkilendirip sınıf kültürüne katkılarını arttırmak zorunda. Her alanda olan ve yaşanan erozyon sanat ve sınıf meselesini de muğlaklaştırdı. Sanatı toplumdan bireyin iç dünyalarına zorlar hale getirdi. 
Ve bir hatırlatma/sorgulama olarak Skop Bültende 2015 yılında yayınlanan ‘’Sanat ve sınıf üzerine 9,5 tez’’ adlı çalışmanın 1 ve 2. Maddelerini paylaşıyorum. Devamını linkten tıklayarak okuyabilirsiniz.
‘’SANAT VE SINIF ÜZERİNE 9,5 TEZ’’
1.0 - Sınıf meselesi ‘’sanat’’ açısından son derece önemli bir meseledir.
1.1 - Eğer sanat toplumun bir parçasıysa, ondan bağımsız değilse, ve söz konusu toplum da sınıf ayrımının damgasını taşıyorsa, bu ayrım, görsel sanat alanının işleyişini ve karakterini de etkileyecektir.
1.2 - Farklı sınıfların farklı çıkarları vardır ve sanat da bu farklı çıkarlardan etkilenir. Öyleyse, sanatın değeri ona hangi sınıfın bakış açısından yaklaştığınıza bağlı olarak değişir.
1.3 - Sanatı anlamak demek, hem görsel sanat alanının dışında yer alan sınıf ilişkilerini ve bu ilişkilerin söz konusu alan üzerindeki etkisini anlamak, hem de bilfiil görsel sanat alanındaki sınıf ilişkilerini anlamak demektir.
1.4 - “Sanat dünyası” fikri, çoğunlukla, dikkatleri yukarıda sıralanan ilişki kümelerinden başka bir yöne çekmeye yarar.
1.5 - “Sanat dünyası” kavramı, sanat-dışı dünyanın meselelerinden azade, ayrı bir alan varsayımına dayanır  (ve böylelikle, bu alanı dışarıdaki sınıf meselelerinden koparır).
1.6 - Dahası, görsel sanatlar alanını, bir çatışan çıkarlar dizisi olarak değil, ortak bir çıkara (sanat) sahip profesyonellerin uyumlu birlikteliği olarak tahayyül eder ve böylece, bu alandaki sınıf ilişkilerini yok sayar.
1.7 - Görsel sanat alanında sınıfsal kaygılar, “sanat piyasasına” yönelik eleştirilerde gün yüzüne çıkar. Ne var ki, piyasa eleştirisi sınıf eştirisiyle aynı şey değildir. Sınıf, piyasadan çok daha temel ve köklü bir meseledir.
1.8 - Farklı sınıfların “sanat piyasası” hakkında farklı görüşleri vardır. Sınıf çıkarlarına dair bir anlayışın yokluğunda sanat piyasasını tartışmak sanatın durumunu belirleyen gerçek güçleri gölgelemekten başka bir işe yaramaz.
1.9 - Sınıf sanat için temel bir mesele olduğundan, farklı sınıfların çıkarları hakkında net bir fikri olmadığı müddetçe sanatın kendi  doğasına ilişkin olarak da net bir fikri olamaz.
2.0 - Günümüzde görsel sanatlar, kapitalist yönetici sınıfın hâkimiyeti altındadır.
2.1 - Yönetici sınıf, tanımı itibariyle, toplumun maddi kaynaklarını denetimi altında tutar.
2.2 - Bu maddi durumu yeniden üretmeye yarayan egemen ideolojiler aynı zamanda yönetici sınıfın çıkarlarını temsil eder.
2.3 - Dolayısıyla sanata biçilen başat değerler mevcut yönetici sınıfın çıkarlarına hizmet edecektir.
2.4 - Somut olarak söyleyecek olursak, günümüzde sanatın başat değerlerini belirleyen aktörler şunlardır; müzayede evleri ve koleksiyon şirketleri de dahil olmak üzere büyük şirketler; sanat yatırımcıları, özel koleksiyonerler ve  hamiler; kültür kurumlarının ve üniversitelerin yöneticileri ve mütevellileri.
2.5 - Dolayısıyla, sanat bir açıdan, lüks ürün görevi görür; üstün işçilik ya da entelektüel prestij, yüksek sosyal statüye delalet eder.
2.6 - Sanat aynı zamanda finansal bir araç ya da pazarlanabilir bir değer havuzudur.
2.7 - Sanatın bir başka görevi de, topluma “geri verme” kisvesi altında haksız kazancı aklamaktır.
2.8 - Sanat aynı zamanda radikal dürtüler için emniyet supabı görevi görür. Egemen ideolojiye ters düşen toplumsal enerjiyi yalıtan                                                 ve soğuran bir mecra işlevi görür.
2.9 - Son olarak, sanat, sanat hakkındaki egemen sınıf ideolojisini birebir yeniden üretmeye hizmet eder –Sanata atfedilen başat değerler, yönetici sınıfın değerlerini doğrudan hayata geçirmekle kalmaz, aynı zamanda sanat alanında sanatın üstlenebileceği diğer olası değerleri esir alır.
Kaynak: (7/3/2015/ skopbülten / Ben Davis, Çeviri: Ayşe Boren / “9.5 Theses in Art and Class”, 9.5 Theses on Art and Class içinde (Chicago: Haymarket Books, 2013), s. 27-37.  http://www.e-skop.com/skopbulten/sanat-ve-sinif-uzerine-95-tez/2345)




454-İÇERİDEN DIŞARIYA ÖZGÜRLÜK KARİKATÜRLERİ /Özcan Yaman/Evrensel/ 17 mayıs 2019



İÇERİDEN DIŞARIYA ÖZGÜRLÜK KARİKATÜRLERİ

A.Kerim Aktaş, Ayhan Bozkaya, Barış İnan, Cenan Genç, Hüseyin Yıldırım, M.Enes Tunç, Mehmet Boğatekin, Melih Gürler, Mustafa Ağcakaya, Ömer (Raman) Özdurak, Serdar Sürücü, Ahmet Bilge, Aynur Epli, Cemal Bozkurt, Haydar Bayar, Kemal Ayhan, Mahmut Ulusan, Menaf Osman, Musa Kart, Nurettin Erenler, Özlem Özdemir, Zehra Doğan.
İsimlerini okuduğunuz bu arkadaşlar  ‘’Duvarları Delen Çizgiler’’ adlı karikatür kitabıyla bir araya geldiler. Hapishane dediğimiz  içeriden, Dışarıya özgürlük duygularını paylaştılar.
Görülmüştür.org tarafından organize edilip, Homur Mizah Grubu’nun desteğiyle kolektif bir çalışmanın ürünü olarak gerçekleştirilen kitap aynı zamanda orijinallerinin sergilenmesiyle il il gezmekte. Ayrıca yurtdışında da sergilenmesi planlanmakta.
Görülmüştür.org. adına Adil Okay bu çalışmalarına ilişkin şöyle diyor; ‘’ Hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmek, tecrit edilen mahpusların sesini duyurmak amacıyla sekiz yıldır faaliyet gösteren, ülkede ve Avrupa’da bu temada çeşitli sergiler açan “Görülmüştür Ekibi” olarak, HOMUR   Karikatür ve Mizah Grubu’nun desteğini alarak, “Duvarları Aşan Çizgiler” adını verdiğimiz yeni bir proje hazırladık. Bu amaçla onlarca hapishaneye girerek, halen tutuklu veya hükümlü olan ressam ve karikatüristlere ulaştık. Onlardan yaratıcılıklarını görünür kılacağımız projemize katılmalarını, “Özgürlük” temalı karikatürler çizmelerini istedik.
OHAL’den sonra hapishanelerde sürgün ve sevkler hız kesmediğinden bazı karikatüristlere ulaşmada zorlandık. Taahhütlü mektuplarımız, fakslarımız hapishanelerde kayboldu, bazıları da “Görülmüştür – Kurumda yoktur” mührüyle geri döndü. Kimi zaman da hapishanelerde sık uygulanan “iletişim cezaları” nedeniyle sahibine verilmedi. Mahpus karikatüristlerle bağlantı kurmayı üstlenen bu projenin mimarı yazar Adil Okay, üç ay boyunca postane kapılarında mesai harcadı. Uzun uğraşlardan sonra ulaşabildiğimiz mahpuslardan 20’si çizdikleri özgün karikatürlerini bize yollayıp projemize katkı sundular. Tutuldukları hücrelerde yetersiz malzemeyle çalışarak üretilebileceğini gösterdiler. Örneğin gazeteci ve ressam Zehra Doğan’ın, tahliye olmadan önce boyalı kalem, fırça, tuval gibi malzemelerin yasak olduğu Tarsus Kadın Hapishanesinde, regl kanını, tentürdiyodu ve sebze artıklarını kullanarak boya yaptığını öğrendik. Cebrail Çakto adlı mahpus, davetimizi aldığını ama apar topar eşyalarını, resim yapmak için kullandığı araç gereçlerini alamadan sürgüne gönderildiğini, getirildiği Rize Kalkandere hapishanesinin kantininde de bu malzemelerin satılmadığını yazdı. Dönem dönem basında da yer alan, TBMM’sinde Soru Önergeleri’ne konu olan bu keyfi yasaklar saymakla bitmez. Bu yasaklara, inanılmaz engellere rağmen elimizde 70’a yakın karikatür birikti ve birçok kentte sergimizi açtık. Tabi daha ulaşamadığımız yüzlerce mahpus çizerin olduğunu, hapishanede o zor koşullarda üretenlerin sayısının bu sergide / kitapta yer alanlardan fazla olduğunu belirtmek istiyoruz.
Bu projede amacımız
a)2019 Yılı itibariyle hapishanelerde sayıları her geçen gün artan 260.000 tutuklu ve hükümlünün varlığını dışarıdakilere yeniden anımsatmak,
b)İçerinin sesini, içeridekilerin rakam – istatistik olmadığını, dışarıdaki insanlara göstermek, duyurmak,
c)Hapishane idarecilerinin “rehabilatasyon” yerine akıl almaz disiplin cezalarıyla, yasaklarla tecrit ettiği mahpus sanatçıların ruhsal sağalmalarına katkı sunmak,
d)Hapishanelerde plastik sanatlarla ilgilenen mahpusları teşvik etmek. Kendilerini ifade olanağı sağlamak,
e)Bazı hapishanelerde “Hapishane yönetmeliği - tüzük yok sayılarak” keyfi olarak konulan renkli kalem yasaklarına dikkat çekmek, en azından Türkiye’nin de imzaladığı (2006) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Cezaevi Kuralları’na uyulmasını sağlamak, Türkiye’deki 400’e yakın hapishanenin çok azında faaliyette olan “Sanat atölyeleri”nin işlevli hale getirilmesi için kamuoyu oluşturmaktır. ‘’  Kitap basılmak üzereyken gelişen son durum ile ilgili açıklamayı da not edeyim.
‘’...Tarsus hapishanesinde çizdiği 3 karikatürle katkı sunan gazeteci ressam Zehra Doğan, bu süreçte tahliye oldu. Cumhuriyet Gazetesi çizeri Musa Kart ise kitap yayına hazırlanırken, 25 Nisan 2019’da 5 Cumhuriyet yazarı ile birlikte yeniden tutuklanıp, hapishaneye götürüldü. Musa Kart’a bu kısa zaman diliminde ulaşma imkânı bulamadığımızdan basından seçtiğimiz iki karikatürüne kitapta yer verdik.’’
Ütopya yayınları tarafından  kuşe kağıda 14x20 ebadında, 64 sayfa olarak yayınlanan kitap, özellikle içerde ve dışarıda tecrit ve yıldırma politikalarına karşılık açlık ve ölüm oruçları gerçekliğinin yaşandığı bugünlerde hapishanelerden gelen esintiyi hissetmek isterseniz bu kitapçığı edinmenizi öneririm.
İletişim için: Görülmüştür Ekibi (www.gorulmustur.org)  adresinden ulaşabilirsiniz.






543-1 MAYIS 2019 İZLENİMLERİM...


1 MAYIS 2019 İZLENİMLERİM...Özcan Yaman / Evrensel / 2 mayıs 2019
Bir 1 Mayıs’ı daha geride bıraktık. Seçimdi, mazbataydı, oyların sayım oyalamalarıydı, yeniden seçim yapılacak mı, yapılmayacak mı kararı beklenirken 1 Mayıs geldi, geçti. 
İstanbul Bakırköy’deki mitinge katıldım ve izlenimlerim şunlar oldu. Öncelikle seçim sonuçlarının alanlara yansıdığını gördüm. Katılım iyiydi, umut vardı ama coşku yoktu. Miting alanının kötü ve çukurda olması, özellikle E-5 üstündeki köprü çilesi kayda değerdi. Alana daha kortej girişleri yapılırken (ki saat 14.30 sıralarıydı) alandan ayrılmalar da başlamıştı. Bu fiziki düzensizliği saymazsak sorunsuz geçti diyebiliriz. Yine her yıl olduğu gibi Taksim ve Beşiktaş’ta gözaltılar yaşandı.
Kitlesel katılım içinde dikkatimi çeken, günlük hayatta yaşanan sorunların dile getirilmesiydi. 3. köprü direnişindeki işçilerden, çocuk hakları ve tacizlerine, kıdem tazminatı meselesinden, barış kardeşlik ve özgürlük taleplerine toplumsal itirazların dillendirilmesi oldu. Özellikle HDP’lilerin yoğun katılımı dikkat çekiciydi. Leyla Güven, tecrit ve ölüm oruçları ile Cumartesi Anneleri’nin sesleri alana yayıldı.
1 Mayıs alanı gerçekte ittifakın nerede olması gerektiğini bir kez daha gösterdi. Sorunları ortak olanların, birlikte mücadelelerinin, demokrasinin yeniden tesisinde başat rolü oynadığının farkındalığı vardı. Bu bakımlardan beklediğimden daha iyi bir 1 Mayıs yaşadığımızı düşünüyorum. Çektiğim fotoğraflardan bir seçki ile tanıklığımı noktalamak istiyorum.
















452-GÖRÜNÜŞ VE GERÇEK-EVRENSEL 19 NİSAN 2019-ÖZCAN YAMAN



GÖRÜNÜŞ VE GERÇEK

Genellikle gördüklerimizi gerçek olarak nitelendiririz. Bu anlamda fotoğraflar gerçektir. Peki gösterdikleri? Fotoğrafçının göstermek istedikleridir. Bu gerçek de olabilir, sahte de olabilir. Ama fotoğrafta görünenler gerçek olarak algılanır. Bu fotoğraflar medyada yayımlanır ve altına yazılar yazılır. Sonuç; toplum mühendisliğinin uzmanlığı olarak ortaya çıkar.
Görünüşler kanaat uyandırır ama gerçek olmayabilir. Görünüş karşısında karar verici olan sensin. Bu kararı neye göre vereceksin? Bilgi birikim ve sorgulayıcı bir bakış açısına göre tabii ki. İnanç, çıkar veya saflık görünüşlere, aldanmaya yol açabilir.
Bir ülke düşünün görünüşlerin ve gerçeklerin karmakarışıklığı içindesiniz. Her şey varmış gibi ama yokmuş. Demokrasi varmış, ekonomi tıkırındaymış, özgürlükten geçilmiyormuş, seçim geçim derdiymiş, kısacası gelsin toplum mühendisliği...
Fotoğrafta iki ağaç görüyorsunuz. Soldaki ağaç heybetli sapasağlam. Sağdaki ise koflaşmış, erimiş ve çürümüş. Soldaki ağaç üzerine sağlamlık üzerine çokça yazılabilir. Sağdaki için de kurumuş ve çürümüşlüğe ilişkin çokça yazılabilir. Aynen Türkiye gibi yani. Mesele ne tarafından baktığınıza bağlı. İktidar bize hep soldaki ağacı göstermeye çalışırken, diğer ağacı yok saymamızı istiyor. Oysa ikisi de aynı ağaç. Geçen gün yolda rastlayınca bu yazıyı yazmak aklıma geldi. Ağaca bir açıdan bakınca sapasağlam, diğer açıdan bakınca çürümüş içi oyulmuş. Bu ağaç bir gün kendini taşıyamayacak ve yıkılacak. Rastlarsam o gün de fotoğrafını çekip bu yazının devamını getireceğim. Çürümüşlük arttıkça ağacın sağından solundan yeni filizler çıkmaya başlıyor. Belki yakında çökecek ama filizlerden yeni ağaçlar yetişecek, bu kesin.
Bu yazıyı yazarken nihayet İstanbul’daki mazbata tantanası bitti. Ekrem İmamoğlu hak ettiği mazbataya on yedi gün sonra ulaştı. Görünen o ki AKP inatla türlü yol ve yöntemler denemeye devam edecek. Umarım siz okurken kayyım atanmış olmaz. Ne demişler elinde çekiç olan her şeyi çivi olarak görür. Şimdi demokrasi mücadelesini gelecek fırtınalara karşı güçlendirmek gerekiyor. Evet genel anlamda kazanılan büyük başarıdır. Mesele bu başarıyı taşıyıp yükseltmekte. Önümüz 1 Mayıs. Seçimlerde gösterilen birlik ve dayanışmayı ileriye taşımak ve demokrasi mücadelesinin büyütülmesinin manivelası yapma fırsatı veriyor.

451-Ankara'dan Suruç'a, Hatice Çevik'e- Özcan Yaman- Evrensel- 5 Nisan 2019


Ankara'dan Suruç'a, Hatice Çevik'e

Özcan YAMAN
“bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!”
Şiir: ADNAN YÜCEL
Seçim sonuçları açıklandığında en güzel haber Suruç’tan geldi. Belediye başkanlığını Hatice Çevik kazandı. Sonrasında İstanbul, İzmir derken İstanbul... Katliamlar ve seçimler bu ülkenin özdeşleşmiş kaderi olarak yaşanıyorken sanki karanlığa atılan bir çizikten ışık sızar gibi oldu. Gelişmelere bakarsak iktidar her türlü devlet gücüyle sonuçları değiştirmeye çabalıyor. Sonrası ne olacak şimdilik bir muamma.
Ama aklıma ilk gelen katliamlar oluyor. Roboskî’nin (28 Aralık 2011) 84. ayı, Suruç’un (20 Temmuz 2015) 45. ayı, beş gün sonra Ankara Katliamı’nın (10 Ekim 2015) 42. ayı; ve niceleri... Binlerce insan katledilirken binlercesi yaralı ve tanık olarak hayattalar. Hatice Çevik ve eşi İzzeddin abi bu tarihin canlı tanığı. Hem de canlarından can verdikleri bir tanıklık. Adnan Yücel’in şiiri aslında bu durumu çok güzel yorumluyor. “Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.” Hatice Çevik’i yaşatan bu aşk ona sorumluluğu da yüklüyor. Bizlerin inançlarını pekiştiriyor ve umut veriyor. Ne mutlu barış ve kardeşlik adına dövüşenlere...
Hatice Çevik, başkanlığa seçildiğinde yaptığı açıklamada; Ülkede yaşanan büyük katliamlardan birinin Suruç’ta yaşandığını ve yine bir başka katliamda kızını kaybedip, aynı katliamda kendisi de ayağından ve gözünden yaralanan Çevik, o görüntülerin hâlâ insanların hafızalarında taze olduğunu dile getirerek, “O bahçeyi patlamada yaşamını yitirenlerin ailelerine açacağız. Bunun için mücadele edeceğim. Biliyorsunuz sonra Ankara’da 10 Ekim Katliamı gerçekleşti. Ben orada kızım Başak Sidar ve kızımın halası Nilgün Çevik’i kaybettim. 103 canımızı kaybettik. Daha sonra insanlar bodrum katlarında öldü. Aç susuz bırakıldı. Taybet Ana’nın yerde bırakılan cenazesi, buzdolabında bir anne çocuğunun cenazesini bekletmek zorunda kaldı. Bir annenin daha acı çekmesine dayanamıyorum artık...
Başta evlat acısı yaşayan anneleri kucakladığını, Türkiye topraklarına artık barışın gelmesi gerektiğini söyleyen Çevik, “Artık bu ülkeye barış gelmeli. Bizim çocuklarımız ölüyor. Asker ölüyor, polis ölüyor. Biz barış derken tüm halklar için barış istedik, istiyoruz”
Belediyeyi halkla birlikte, şeffaf bir şekilde yöneteceğiz diyor. En önemlisinin Suruç’ta katledilen 33 gencin anısına anıt diktirmek ve kültür merkezinin hayata geçirilmesi olacağını söylüyor. Hayatta kalmanın sorumluluğunu bizlere gösteriyor Hatice Çevik.

450-İKTİDARIN SANATI (!) EVRENSEL 15 MART 2019 ÖZCAN YAMAN



İKTİDARIN SANATI (!)
On altı yılda çok şey gördük, yaşadık. Siyaset ve sanat alanında gördüklerimize artık şaşırmaz olduk.  İktidarda nasıl muhalefetteymiş gibi olunacağını, söylenen yalanları günah çıkartırken yeni yalanlarla nasıl söyleneceğini mesela. Bir yandan yoksul halk için mobil tanzim satış noktalarının açıldığını ve aynı halkın elektriği kesildiğinde 36 tl. açma-kapama ücreti alındığı gerçeği yaşanabiliyor.
Sanatta olayları olguları soyutlayarak anlatma becerisi vardır. Mübalağa vardır. Başka, Metafor vardır. Siyasete baktığımızda sanatta olması gereken her şey mevcut. Küçük yalanlardan tutun, en kaba taş gibi büyük yalanlara retorikleşmiş kalıplarla nasıl devam edileceğini,  8 mart kadın eylemlerinden çıkartılan ezan/camii düşmanlığı argümanları ile hamaset, hakaret özgürlüğünü kendine hak tanıyan iktidar ve yandaş medyanın  yeteklerinin birleşimini gördük.  Arada günah çıkartmalar falan tuz biber oluyor. Yatay mimari denerek hala dikey mimariye devam ediliyor. Acaba ben mi yanlış anladım dedim ve aslında yataydan kastın dikey olabileceğini keşfettim. Ülke yönetmiyorlar da sanki ülke üzerinde resim yapıyorlar. Resim yaparken de  gerçekliği hakikatten soyutluyorlar gibi. Bende soyutlamalarına katkıda bulunayım, nasıl yatay mimari yapılabileceğini göstereyim dedim.


Fotoğraf:Nihal Eken

449-SEÇİM-GEÇİM (Çarşı-Pazar-Esnaf) EVRENSEL -8 MART 2019-ÖZCAN YAMAN



449-SEÇİM-GEÇİM (Çarşı-Pazar-Esnaf)
REDfotozin’den fotoğrafçılara çağrı


Redfotoğraf 2008 yılından bu yana gerçekleştirdiği kolektif çalışmalarına artık REDfotozin’i ekledi.
Bilindiği gibi ülkedeki sıkıntılar kolektif çalışmaları özgürce yapma ve sergileme olanaklarını kaldırdı. Redfotoğraf çalışmalarını mutlaka bir demokratik kitle örgütü ile gerçekleştirmekte idi. Son yıllarda kurumların içinde bulundukları durum bu olanağı yok etti. Sergileri gerçekleştireceği mekanlar sessizleşti veya yok oldu. Sokaklar etkinlikleri gerçekleştirmeye olanak vermiyor. O halde internet üzerinden Fanzin katalog yöntemiyle devam etmeyi düşünen grup, REDfotozin  olarak her ay yeni sayısıyla çıkma kararı aldığını başlıkta yer alan Seçim-Geçim konusuyla ilk sayısını oluşturmaya çalışıyor.  Fotoğraf çeken herkesin katılabileceği bir çağrıda bulunuyor. Böylece REDfotozin ayrıca bir arşiv işlevi görmüş olacak ve gerektiğinde etkinlik ve sergilerle devam edecek.
İsteyenlerin  pdf olarak indirip bastırabilecekleri Redfotozin’lere issuu.com üzerinden ulaşılabilecek.
Şimdiye kadar gerçekleştirilen etkinliklerin katalogları yüklenmeye başlandı. İncelemek isteyenler aşağıdaki linkten ulaşabilirler.
Çağrı notları aşağıdadır.
Nasıl bir FOTOFANZİN?
Manifestomuzda yazılı içeriğe uygun her fotoğrafçı fanzinde yer alabilecek. Katılım bu anlamda her fotoğrafçıya açıktır. Amatör-profesyonel gazeteci- sanatçı ayrımı olmadan herkes katılabilir.
Her ay belirleyeceğimiz ve duyurusunu yapacağımız konu çerçevesinde gelen fotoğraflardan yapacağımız seçkiyi bir sonraki ay yayınlayacağız.

 NİSAN 2019 SAYISI
KONU: SEÇİM-GEÇİM (Çarşı/Pazar/Esnaf)

Katılım:
1.         Katılım kendine fotoğrafçıyım diyen herkese açıktır ve ücretsizdir.
2.         Katılımcılar konuya uygun  en fazla 2 (iki) fotoğraf ile  katılabilirler.
            (Arşiv amaçlı daha fazla yollanabilir…)
3.         Yapıt gönderenler eserlerin kendilerine ait olduğunu beyan ve kabul etmiş sayılırlar.
4.         Redfotoğraf, yapıtların kurallara aykırılığını saptarsa (Manifestoda yazılı içeriklere karşı ‘’Irkçı, şoven, cinsiyetçi yaklaşımlar gibi...’’ yapıtları geri çevirme yetkisine sahiptir.
5.         REDfotozin’de yayınlanan yapıtlar, ticari olmamak kaydıyla sergileme – katalog -broşür – afiş vb. medya organlarında ve çeşitli ortamlarda fotoğrafçı adı belirtmek koşuluyla kullanılabilir. Bunun için katılımcılara bastırılabilinirse katalog ve katılımcı sertifikası verilir. Herhangi bir telif ödenmez.
6.        Herhangi bir konu başlığı için gönderilen fotoğraflara fanzinin sayfa sayısı ölçeğinde yer verilmeye çalışılacaktır. Bu nedenle gönderilen her fotoğrafın yayınlanması sözkonusu değildir. Fakat gönderilen fotoğraflar başka sayılarda ya da 5.maddede belirtilen ortamlarda daha sonra değerlendirilebilir.
7.        Fotoğraflarını gönderen herkes yukarıda yer alan maddeleri kabul etmiş sayılır.

Yapıtların Özellikleri ve Boyutları
1.         Fotoğraflar dijital olarak kabul edilecektir.
2.         Fotoğrafların JPEG formatında, en az boyut 20 x 30 cm. 300 dpi çözünürlükte olması gerekmektedir.
3.         Yapıtlar, etkinliğin konusuna  uygun olmalıdır.

Yapıtların Gönderilmesi ve İşaretlenmesi
            Yapıtlar internet üzerinden gönderilecektir. İnternet üzerinden katılanlar kişisel bilgilerini world sayfası olarak (ad - adres - telefon ve e-mail) ve eserlerini,  redfotograf@gmail.com  adresine e-mail ortamında göndermeleri gerekmektedir. 

Etkinlik Takvimi
1.         Katılım son tarihi: 05 NİSAN 2019