Translate

Bu Blogda Ara

12) 26 nisan 2009--FOTOĞRAFÇILARA ÇAĞRI…/ İsyan!

EVRENSEL HAYAT eki
KADRAJ
12) 26 nisan 2009
Özcan Yaman



FOTOĞRAFÇILARA ÇAĞRI…

GÜNEŞE DOĞRU ZIPLAMAYI UNUTMAYIN!
“ Annem, her fırsatta, çocuklarına, güneşe doğru zıplamayı öğütlerdi…
Güneşe ulaşamazdık, ama hiç olmazsa, ayaklarımız yerden kesilirdi…” 
Z.N.Hurston

İsyan!

1886'da Şikago'da toplanan Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu, 8 saatlik işgünü için 1 Mayıs'ı grev ve 8 saat uygulamasını fiili olarak hayata geçirme günü olarak belirledi. Alınan karar çok geçmeden her fabrikaya yayıldı. Buna karşı çıkan sendikalara üye işçiler bile çalışmalara aktif olarak katıldı. İşçilerin dağıttığı bir bildiride şöyle yazıyordu:
 "Bir günlük isyan, daha azı değil. Emeğin dünyasını egemenlik altında tutan kurumların sefil sözcülerinin denetimi dışında bir gün. Emeğin kendi yasalarını yaptığı ve bunları uygulamaya koyma gücünü elde ettiği bir gün. Emekçi ordusunun birliğinin yarattığı muhteşem gücün, dünyanın tüm halklarının kaderlerini ellerinde tutanlara karşı çevrildiği bir gün." İşçilerin hepsinin dilinde aynı sözler vardı: "Biz sadece, fabrikada çalışan akşam eve geldiğinde yemek yiyip yatan ve ertesi gün yeniden çalışan köleler değiliz. Düşünmek ve yaşamak istiyoruz."
 
2008 yılında “İşgal İstanbul’u Mayıs 2008” 1 Mayıs Fotoğraf sergisini açan  REDFOTOĞRAF Grubu ve ev sahipliğini yapan ÇHD.(Çağdaş Hukukçular Derneği)  “Mayıs 2009” isimli yeni serginin hazırlığına başladı.Geçen yıl gördüğü yoğun ilgi ve destekten güç alarak, daha nitelikli ve geniş katılımlı bir sergi açmaya çalışılıyor.
Serginin öznesi olan fotoğrafçılardan da katkı koymalarını bekliyoruz.
Ülkenin dört bir yanında yapılacak olan 1 Mayıs kutlamalarının tarihe belgesel bir çalışma olarak bırakılması amaçlanmaktadır. İstanbul’dan Edirneye-Hakkari’den, Diyarbakır’a fotoğraf çeken Profesyonel-Amatör, işçi , işsiz , ev kadını, Öğrenci, Memur, Doktor, mühendis, Muhabir, Foto muhabir, Gazeteci kısaca fotoğraf çeken bu anlamda kendine fotoğrafçı diyenlerden destek bekliyoruz. Fotoğraflarınızı Mail olarak yada CD. Olarak elden veya posta ile yollayabilirsiniz. Sekreterliğini yaptığım organizasyonun seçici kurulu ise şöyle;
Aknan Şimşek : Kesk Örgütlenme Sekreteri, Ali Öz :Foto muhabiri, Erol Ekici         : Genel iş Sendikası, Genel Başkanı, Fahrattin Erdoğan  : Disk, Basın ve Halkla ilişkiler sorumlusu, Feyyaz Yaman       :Karşı Sanat Galerisi, Özcan Yaman: Fotoğrafçı, Metin Yeğin          : Belgesel sinemacı, Özcan Yurdalan:Fotoğrafçı, Rasim Öz : Avukat , Taylan Tanay       : Avukat  (ÇHD.İst Şube başkanı), Tevfik Taş: Yazar (TYS.Türkiye Yazarlar Sendikası Sekreteri)
Özlenen odur ki; 1 Mayıs’ta Fabrikalarda, tarlalarda, kısaca tüm iş yerlerinde toplanan işçiler sokaklardan alanlara aksın. Davullarla zurnalarla – halaylarla horonlarla Meydanları doldursun. Bunu örgütlemekte tabii ki en başta sendikalara düşen görevdir. İşte o zaman miting izni falan olmaz, Kentlerin tüm meydanları 1 Mayıs meydanı olur. Bu anlamda Taksim’de işçi sınıfının önünde kimse duramaz.
YAŞASIN 1 MAYIS

Her hafta söylediğim gibi, fotoğraflarınızı beklerken, bol fotoğraflı haftalar diliyorum.




USTALARDAN…
WILLY RONIS
SAVAŞ SONRASI PARİS’İN FOTOĞRAFÇISI
 “Ben asla sıradışını aramadım.ve gözlerim onu görmedi.Kendimi her zaman günlük hayatın sıradan bir biçimde herhangi bir yerde, sıradan yaşamın mütevazi güzelliğinin içten ve tutkulu bir araştırmacısı olarak buldum.” Diyen, 1910 doğumlu, Fransız fotoğrafçı Willy Ronis savaş sonrası paris  fotoğraflarıyla ünlüdür.

İşçi sınıfı mücadelesinde kadın
Ronis’in, 1938 lerde Citroen-Javel fabrikasındaki grev temsilcisi Rose Zahner’i  çektiği bu fotoğraf en tanınmış fotoğraflarından biri olmuştur.




BİZDEN
Fotoğraf: Songül Şengül
“Karşılaşma!”
Bu hafta Kırklareli Kula köyünden Songül arkadaşın gönderdiği fotoğrafı paylaşıyoruz.
“Mayıs’a yalnız çiçekler değil, kuzularda merhaba” der. Doğa canlanır, umut yeşerir., hayat’a merhaba… Eline, gözüne sağlık Songül. Yeni çalışmalarını beklerim.


11)19 nisan 2009-- ÇOCUKLAR-


EVRENSEL HAYAT eki
KADRAJ
11)19 nisan 2009
Özcan Yaman





ÇOCUKLAR
Birkaç gün sonra 23 Nisan çocuk bayramı. Yine hamasi nutuklar atılacak.
Ve bütün suçları coğrafyanın diğer yarısında doğmak olanlarla, coğrafyanın bu tarafındaki ana babadan doğan çocuklar arasındaki farklılıklar ‘kaderle’ açıklanacak.
Yine çocukların düşe kalka büyüyecekleri söylenecek. Ama kimi çocuklar taşlarla mayınlarla, kurşunlarla kimi çocuklar tüylü halılar üstüne düşüp kalkıp büyüyecekler.
Kimi çocukların babaları anaları kaybedilirken, hapislerde çürütülürken ve hatta çocuklar hapse atılırken, kimi çocukların babaları yazlıklarda, kışlıklarda parayla para kazanıp ülkeyi soyup soğana çevirmekle meşgul olurken çocuklarını dadılarla, ana okullarında yabancı dilde eğitimle yetiştirecekler…
Fotoğrafçılar da bu yaman çelişkiyi saptayıp yarına belge bırakacaklar. Hayat ta bunca çelişki daha doğmamış bebeğe kadar iniyorsa doğal olarak yaşadığı çağın tanığı olan fotoğrafçılarda bunları belgeleyecek. Ne zaman ki Ataol Behramoğlu’nun şiirindeki gibi,  bebeklerin ulusu olmayacak işte o zaman fotoğrafçılarda mutlu bebeğin fotoğrafını çekecekler.

“İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Başlarını tutuşları aynı
Bakarken gözlerinde aynı merak
Ağlarken aynı, seslerinin tonu …”

Halil Cibran’ın Çocuklar üstüne yazıyla,
Geleceğin yaşlılarının, bugünün yaşlılarından daha güzel günlerde yaşayacaklarına inanıyorum...

Sonra yavrusunu göğsüne bastırmış bir kadın söz aldı ve bize Çocuklardan söz et dedi.
Ve o şöyle yanıtladı;
Sizin diye bildiğiniz evlatlar gerçekte sizlerin değillerdir.
Onlar kendini özleyen Hayatın oğulları ve kızlarıdırlar.
Sizler aracılığıyla dünyaya gelmişlerdir ama sizden değildirler.
Sizlerin yanındadır ama sizlerin malı değillerdir.
Onların vücutlarını çatabilirsiniz ama canlarını asla.
Çünkü onların canları geleceğin sarayında oturur ve sizler düşlerinizde bile orayı ziyaret edemezsiniz.
Kendinizi onlara benzetmeye çalışabilirsiniz ama onları kendinize benzetmeye kalkışmayın hiç.
Çünkü hayat ne geriye gider, ne de geçmişle ilgilenir.
Sizler, evlatların birer canlı ok gibi fırlatıldıkları yaylarsınız.
Yayı geren, sonsuza açılan yolda kendine bir hedef edinmiştir. Ve oklarını en uzağa eriştirebilmek için Kendi gücü ile sizleri gerer.
Yayı gerenin elinde seve seve bükülün.
Çünkü oku atan O güç, uzaklaşan okları sevdiği kadar elindeki sağlam yayı da sever.
Halil Cibran-Ermiş (Çev.Aytunç Altındal)

USTALARDAN…


SAVAŞ SONRASI PARİS’İN
FOTOĞRAFÇISI -WİLLY RONİS-
 “Ben asla sıradışını aramadım.ve gözlerim onu görmedi.Kendimi her zaman günlük hayatın sıradan bir biçimde herhangi bir yerde, sıradan yaşamın mütevazi güzelliğinin içten ve tutkulu bir araştırmacısı olarak buldum.” Diyen, 1910 doğumlu, Fransız fotoğrafçı Willy Ronis savaş sonrası paris  fotoğraflarıyla ünlüdür.
Ekmeği ile koşan Parisli çocuk. 



NEŞE KAYNAĞI FOTOĞRAFÇISI KELLY RYDEN

Amerika, Nebraska'da yaşayan Kelley Ryden aslında yazılım mühendisi ama fotoğraf konusunda kendi kendisini eğitmiş. 2003'ten beri de dijital fotoğrafla ilgileniyor.
Ryden insanların hayatlarının neşe kaynağı çocukları fotoğraflıyor.


BİZDEN

Fotoğraf:Deniz Ersoy “Sulu kuleden”
      
 
Fotoğraf:Deniz Kocak.
“Kentsel dönüşüm!”




Fotoğraf; Özcan Yaman
“Düşünü-yorum”

Fotoğraf: Özcan Yaman
“Erdal’lar”




Fotoğraf; Özcan Yaman
“Uğur kaymaz”



10) 12 nisan 2009--FOTOĞRAFLAR ve HALKLAR SINIR TANIMAZ…

EVRENSEL HAYAT eki
KADRAJ
10) 12 nisan 2009
Özcan Yaman



FOTOĞRAFLAR ve HALKLAR SINIR TANIMAZ…

''Benim stilim 60 yıl boyunca hiç değişmedi. Ben, biraz diplomat, biraz da fotoğrafçı olmak zorundayım. İnsanlar çoğu zaman beni ciddiye almadılar, çünkü çok az ekipman taşıdım ve gereksiz telaşe yapmadım. 1949'da evlendiğim zaman karım bana sordu; 'Senin gerçek fotoğraf makinen nerede?' Asla bir sürü ekipman taşımadım. Hayattaki düsturum şu oldu: 'sadeliği koru'... Benim fotoğrafçılık anlayışım bu, dikkati çekmemek ve kalabalığa karışmak!”
ALFRED EISENSTAEDT
''Foto muhabirliğinin ustası''

Dünyanın her yerinde Kapitalizm tüm vahşiliğyle toplanıyor ve saldırıyor. Geçen haftalarda Strasburg’da G-20 zirvesi toplandı. İstanbul’da Su forumu, Nato’nun 60. yılı, Obama’nın gelişi derken “Ulusları böl parçala ve yönet taktiklerini” sürdürüyorlar. Halkları, ulusal kimlikleriyle çatıştırıp emperyalist yayılmacı politikalarını uygulamaya çalışıyorlar.
Bunlara karşılık bu ülkelerin muhalif insanları direniyor, gösteriler yapıyorlar. Türkiye’de ve dünyanın diğer ülkelerinde de benzer görüntüler oluyor. Örneğin Starsburg’taki gösterilerde çekilen fotoğrafla, 1 mayıs 2008’de çekilen iki fotoğrafı yan yana koyduğumuzda sanki aynı alanda çekilmiş olduklarını sanabiliriz. Yani halklara karşı halklar değil, sınıfa karşı sınıf mücadelesi. Ancak ezenlere karşı mücadele başarılı olduğu ölçüde bu fotoğraflardaki görüntülerde değişecek. Yani küreselleşen/globalleşen kapitalizme karşı enternasyonel dayanışma ve tüm dünyanın emek güçlerininin birlikteliği bu dünyayı değiştirecek. Bu mücadele içinde fotoğrafçılarda objektif ama taraf tutarak deklanşöre basacaklardır. RedFotoğraf grubu’da bu ilkelerden yola çıkmıştır. Strasburg daki arkadaşımız İsmail Durmaz’da çektiği fotoğraflarla bizlere destek olmuştur.
1 Mayıs’a sayılı günler kaldı. Fotoğrafçılar makinelarının bakımlarını yapıyor. Gaz maskelerini ve limonları hazırlıyor. Dileğimiz, halayların çekildiği, horonların oynandığı ve türkülerle marşlarla yürüyüşlerle bayram havasında geçecek 1 mayısları fotoğraflamak. Dileğimiz, O gün fabrikalarda küçük - büyük iş yerlerinde toplanarak yürüyüşler yaparak, ülkelerin tüm ana caddelerini doldurarak meydanlara akan emekçileri fotoğraflamak. Nazım’ın deyimiyle “En şanlı elbisesiyle, işçi tulumuyla” bayramını kutlayan emekçilerin arasında mutluluğu yakalamak için fotoğraf makinelarını göreve koşacağımız günlere ulaşmak.
Her zamanki gibi fotoğraflarınızı ve düşüncelerinizi belirten maillerinizi beklerken, bol fotoğraflı bir hafta diliyorum.


 




-TARİHE GEÇEN FOTOĞRAF...
Times Square Meydanı, 15 Ağustos 1945... Onun en ünlü fotoğrafına fırsat veren gün... ''Bir denizci gördüm, gözüne kestirdiği her kadına sarılıyordu. Bir büyükanne olmasına aldırmadan, yaşlı, şişman, zayıf ayırt etmeden... Leica makinemle onun önüne geçtim ve aynı zamanda da omzumun arkasından gözlüyordum. Sonra aniden bir şimşek çaktı, beyazlı birine sarılmıştı. Hemen döndüm ve denizciyi hemşireyi öperken çektim.'' Eisenstaedt, onun adını altın harflerle tarihe yazdıracak bu fotoğrafı çekmekten dolayı çok mutluydu: ''İnsanlar bana dedi ki; sen cennete gittiğinde biz bu fotoğrafı hatırlayacağız''...



Burası Starsburg G-20 zirvesi 2009
Fotoğraflar: redfotoğraf, (İsmail Durmaz)


Burası İstanbul 1 mayıs 2008









Fotoğraf: Ahmet Şık






09) 5 nisan 2009--Yaratım ve Fotoğraf- EVRENSEL HAYAT eki

EVRENSEL HAYAT eki
KADRAJ
09) 5 nisan 2009


Yaratım ve Fotoğraf
Fotoşop (Photoshop) çıktı, fotoğraf bozuldu diyorlar.Özellikle gençler,Fotomontajın bilgisayar ve dijitalleşmenin sonucunda bulunduğunu zannediyorlar. Fotoğrafa yeni başlayanların çoğu“Bence fotoğraf üzerinde oynanmamış. Nasıl çektiysek o olmalı.” Diyorlar. Fotoğrafın, çekilirken bitirilmesi gerektiğini, sonradan yapılan müdahale ve düzenlemelerin fotoğraf olmadığını söylüyorlar. Aslında yanlışta düşünmüyorlar. Çünkü belgesel birçok fotoğraf ustası benzer şeyler söylüyor. Fakat arada algılama farkı var. Ustalar belgesel/sosyal belgesel fotoğraf açısından böyle söylerken bazı arkadaşlar genel fotoğraf kuralı olarak algılıyorlar. Üstüne üstlük birde artık kanıksanmış olan o bildik ölüm-savaş ve yoksulluğu anlatan gerçekçi fotoğrafların bombardımanı altında olunca. Fotoğrafı öğrenmek için çıkılan gezilerden de enstantene –doğa ve yaşamdan fotoğraflar çekilince böyle anlaşılması ve yorumlanması doğal.
Gelelim fotomontaj ve fotoğrafı sanatsal yaratıda kullanmaya. Günümüzde sanat dallarını birbirinden ayırmak nerdeyse olanaksız hale geldi. Sanat kuramcıları sürekli yeni tanımlar getirmektedir. Klasik sanat, modern sanat, post modern sanat ve çağdaş sanatlar gibi tanım ve kavramlar. Diğer sanat dallarında olduğu gibi, fotoğrafta da alanlar ve bu alanlar kendi içlerinde yine nerdeyse branşlar şeklindedir. Sanatçılar/ Fotoğrafçılar tarzlarıyla algılanır ve bilinir oluyorlar. Örneğin; Ansel Adams deyince doğa fotoğrafçısı ve zoon sistemin ustası. Henri Cartier Bresson deyince belgesel fotoğraf dahası enstantene ustası. Jacop Riis deyince fotomuhabir ve savaş fotoğrafçısı. Sabastio Salgado deyince Belgesel ve fotoröportaj ustası. David Hamilton deyince Nü ustası, Tina Modotti deyince Belgesel ve soyutlama ile politik tavrını simgeleştiren usta olduğunu, jerry Uelsmann deyince fotomontaj ustası ve fotoğrafı karanlık odada yapan olduğunu, john Heartfield deyince fotoğrafla kolaj yapmanın ne olduklarını öğrendiğimiz ve çalışmalarını gördüğümüzde bu iş filanca ustanın dedirten kimlik sahibi olduklarını görüyoruz.
Birde şu noktanın altını çizelim. Fotomontaj fotoğrafın icadından hemen sonra başlayan bir fotoğraf dalıdır. Daha düne kadar karanlık oda da yapılan fotomontajlar artık bilgisayar ve photoshop la yapılmaktadır.Tıpkı fotoğraf baskılarının teknolojik devrim geçirip dijital olarak basılması gibi.
Bu hafta yerimiz elverdiği ölçüde genel bir özet geçtik.
Gelelim nato denen savaş örgütüne. Bu örgüte karşı sanatın ve fotoğrafın gücünü kullanalım. İster belgesel, ister soyut, ister fotomontaj – kolaj olsun. Ustaların yaptıklarını taklit edelim, örnek alalım hatta daha iyisini yapmaya çalışalım. Bir kavramı, bir düşünceyi belirten, onun sembolü, niteliği, amblemi olan işaret, canlı varlık ya da nesnedir. Sanatsal yaratıda kendimizi ifade edebildiğimiz, düşüncelerimizi ve anlatmak istediklerimizi  fotoğrafın dilini kullanarak sunmak için kendi dilimizi oluşturacağımız bir fotoğraf alanını keşfedelim.

Sokaklara çıkıp fotoğraf çekelim, çekerken fotoğrafı nasıl yapacağımızı sorgulayalım. Bilgisayarın başında kolaj yapalım. Fotomontaj yapalım.
Yaptıklarımızı paylaşalım.

…………

Bu hafta fotomontaj ve kolaj örneklerine yer veriyoruz.
Çalışmalarınızı beklediğimi hatırlatarak, bol fotoğraflı haftalar diliyorum.


Kolaj: Özcan Yaman     2009


 

















Kolaj: john heartfield   1932


          
Fotoğraf: Özcan Yaman-2009
Fark nerede ? Sanki fotomontaj yapmışsınız, gibi tesadüfler bazende çekimde sizi bulur.:)

               

         

8)29 mart 2009--HANGİ GERÇEK?-EVRENSEL HAYAT eki KADRAJ

EVRENSEL HAYAT eki
KADRAJ
8)29 mart 2009
Özcan Yaman


HANGİ GERÇEK?
Ben, fotoğrafçılıkla ilgili açıklama yapmaya çalışmıyorum. Dünyada olup bitenlerle ilgili açıklama yapmak için fotoğrafı kullanmaya çalışıyorum.
JAMES NACHTWEY ( Amerikalı savaş fotoğrafçısı)

Gerçek nedir? “Gözünle görmediğine inanma” derler.
Peki gözümüzle gördüklerimiz gerçek mi? Gerçek bize sunulan yada gösterilen mi? Ya da algılamanın beyindeki yansıması mı?
Fotoğrafla bu gerçek nasıl yansıtılır?
Yine bir seçim günündeyiz. Bir düşünün, seçilmek için milyarlarca lira para harcıyorlar. Un, kömür, beyaz eşya, altın dağıtıyorlar. Neden ? Bizleri bu kadar çok mu seviyorlar ? Bunlara gerçek dersek, Bizi bu dağıttıkları eşyalardan mahrum bırakanlar ürettiklerimizden , emeğimizden. ücretlerimizden çalarak aldıklarını bu defa bizlerin iradesini sakatlamak için kullanmaya çalışmalarını hangi gerçekle açıklayabiliriz.?.
Seçildikleri takdirde alacakları maaşı yıllık olarak toplayın ve yaptıkları seçim harcamalarını düşünün. Alacakları maaşların yaptıkları harcamaların yanında devede kulak kaldığını göreceksiniz.Peki bu yalnızca adayların gücüyle mi açıklanır. Tabiî ki değil. Tüm bunlar onların örgütleri olan partilerinin gücüyle ve emekçi düşmanı politikalarıyla açıklanır.
Bu tabloya birde geniş açı objektifimizle bakalım.
Ne görüyoruz. Savaş ve bu savaşta bombalarla parçalanmış çocuklar,kadınlar,adamlar. Hemen ertesinde bu bomba atan eller o çocuklara oyuncak,çikolata vs. dağıtıyorlar.İşte dağıtılan bu eşyalar aynı amaçlıdır,  aynı elin yaptığı dağıtımdır.  
Nedeni o sözde insanileştirdikleri kapitalizmin daha da gelişmesidir.
Buradaki gerçek nedir.? Bu gibi sorulara verdiğimiz cevaplar neden – sonuç bağlantısı kurulmadan ele alınamaz. Sanatçı verdiği cevapları sanatının olanaklarını kullanarak ortaya koyan kişidir. Hangi gerçek?.. sorusunu soran fotoğrafçılar ellerindeki sanat aracının olanaklarıyla verdikleri cevapları ortaya koymak için vizörden bakanlardır.
Gerçekmiş gibi gösterilenleri sorgulayan ve ardındaki hakikati ortaya koymak için çalışan fotoğrafçılar birleşelim!..

Aşık İhsani’nin unutulmaz dörtlükleriyle bir seçim gününü daha sonlandıralım
Aç ölürüz,tok yaşarlar bu neden?
Yıkılsın bu hale hükümet eden.
Şura doğu, şura batı demeden
Güvercinler salacağız yakındır.
Çabalama bay düzenbaz
Taban uyanıyor taban!
Hele bir ayağa kalksın
Durduramaz onu baban.

………………………………..

-Seçimlere ayırdığımız bu haftayı , Polat Çağlayan’ın fotoğraflarıyla paylaşıyoruz. Fotoğraflarınızı beklediğimi hatırlatarak, bol fotoğraflı bir hafta diliyorum.

          
                                   

Fotoğraf: Polat Çağlayan
“Kapitalizmin KomploSU”


07) 22 mart 2009-- EL, EMEK VE FOTOĞRAF-Evrensel hayat eki

Evrensel hayat eki
07) 22 mart 2009
Özcan Yaman



EL, EMEK  VE FOTOĞRAF

İnsanoğlunun, doğayı değiştirme, dönüştürme ve öğrenme süreci sürüyor. Darwin yılı ve  Newroz derken konumuzda insan ve kültür oldu.
Günlük hayatta en çok kullandığımız kelimelerin başında gelen El, Emek, Kültür kelimelerinin yalnızca birer kelime olmadıklarını, hayatımızdaki önemlerine bir göz atalım istedim. İlk insandan, bugünlere gelinceye kadar geçirdiğimiz evrimleşme sürecine kısaca kültür diyoruz. İnsanın doğayla mücadelesindeki en önemli araçı Eli olmuştur. İnsan,İlk aleti yapmak için elini kullandı. Bu aletler yardımıyla evrimleşme sürecini hızlandırdı. Aletler geliştikçe beyni işlevini arttırdı. İlk başlarda avını yakalamak ve açlığını gidererek, yaşama hakkını koruma noktasından, daha mükemmele ulaşmaya doğru bir yol izledi. İnsanoğlu  tüm bu evrimleşme süreci içinde emekle emekleyerek yoluna devam ediyor.
El, dünyada ki en değerli alet sayılabilir. Beslenme için parmaklarımızı,  Savunma için yumruklarımızı kullanırız, Sevgimizi göstermek için  ne kullanırız? diye sorsak kısaca elimizi deriz.  Günlük ihtiyaçlarımızı giderirken, Çocuğumuzu severken, Kedi ve köpeklerle oynarken, elimiz o duygu alış verişlerinin beyinde kombine edilmesini sağladığını düşünün. Hapishane görüşlerinde , ayrı kaldığınız insana dokunabilmek için verilen emeği düşünün…
Ve o yüzden emekle yapılan güzel olur deriz. Tüm bu evrimleşme, ne yazık ki paranın icadıyla bozulma ve sömürüyü de getirdi. Bugün insanlığı tehdit eder duruma geldi. Üretenler ve Tüketenler olarak toplumlar sınıflara bölündü. Kapitalizm denen sistem, vahşiliğini türlü maskeler takarak, her geçen gün arttırmakta. Doğadaki tüm canlıların yaşam hakkı olan SU dan tutalım Kentsel dönüşüm diye yoksulların dışlandığı ve kenti, kendileri için kuracakları SOYLU bir yaşam örgütleme gayretleri içindeler. Tüm bunlara karşı, daha güzel bir dünya ve insanlık için, onlara inat SOYLULAŞ-MA diye bağıralım. Suyun ticarileştirilmesine karşı kamusal haklarımızı kullanalım, savunalım. Bilimin, Sanatın ve teknolojinin, insanlığa karşı kullanımı, biz karşı koyarsak engellenir. Bu sınıfsal bir sorumluluktur. Halkların hakları vardır. Kardeşlik ve özgürlüğün ancak böyle sağlanacağını ve kazanılacağını bilelim.
Deklanöre her basışımızda elimizi, parmağımızın katkısını kültürel gelişimdeki rolümüzü düşünelim. Bir canlıyı okşar gibi fotoğraf makinamızı kullanalım..
Güzel günlerde yaşamak ve güzelliğin fotoğraflarını da çekebileceğimiz günlere …
Daha nice Newroz’lara…

Yine fotoğraflarınızı beklediğimi hatırlatır
Bol fotoğraflı hafta dilerim.

………….

 
Fotoğraf:Çağlar Mirik

 “ Yeni gün”



   












Fotoğraf:Songül Şensoy

 “ Emekle var olmak…” 

























06) 15 mart 2009-- Neden fotoğraf çekiyoruz?

Evrensel hayat eki
06) 15 mart 2009
Özcan Yaman


Neden fotoğraf çekiyoruz?
Meraktı, hobi idi derken baktık ki fotoğraf çeker olmuşuz. Peki neden fotoğraf? Eğer bu sorunun cevabını verebiliyorsak o zaman fotoğraf yaptığımızı da söyleyebiliriz.
Fotoğraf görsel bir dildir denir/deriz. Doğrudur. Ama bu dili kullanmak ta maharet ister. Peki yeter mi? yetmez. Bu maharetimizi nasıl kullanacağımız önemlidir. Burada
Hayata bakışımız devreye girer. Yani değiştirilmesi için uğraşılacak bir ülke/dünyada olduğumuz. Gördüğümüz her şey gerçektir denir, Peki gerçekmiş gibi gösterilenlere ne diyeceğiz.? Seçimler iyice yaklaştı. Sokaklar, meydanlar hatta kamusal alanlar, gördüğümüz gerçekliğin, işgalinde değil mi? Evet, bir nesnellik durumu var. O halde gerçeklik de var. Burada doğruyu sorguluyorsak ve bize sunulanlardan gerçek-miş gibi olanları ayırmayı becerebiliyorsak hakikatle karşılaşıyoruz yada mış gibi olmayan gerçekle karşılaşıyoruz demektir. O zaman yalanla – doğruyu sorgulamamız gerekiyor.
Nazım’ın
“annelerin ninnilerinden
spikerin okuduğu habere kadar
yürekte, kitapta, sokakta
"yenebilmek yalanı"

anlamak sevgilim
o ne müthiş bahtiyarlık
anlamak gideni ve gelmekte olanı…” 
dizelerinde anlattıklarını fotoğraf makinesi aracılığıyla ne kadar yapabiliyoruz.?
Evet; Bilboardlara, duvarlara, gazetelere, tv’lere…velhasıl görselliğin/fotoğrafın olduğu yerlere bakalım ne kadar biziz.? Ne kadar nesne/madde olmalarının dışında gerçekler? Yani bizim olana ne kadar sahibiz? Dil demiştik, söz diyelim. Bizim sözümüz nerde? Hayatı bu açılardan kurmaya kalktığımızda, kuşatıldığımızı ve hatta neredeyse bize ait olanlarla üstümüze gelindiğini görüyoruz.
O zaman, fotoğraf çekeceğiz, paylaşacağız, sergileyeceğiz, göstereceğiz. Tartışacağız iyisini daha iyisini yapacağız. Utanmak, sıkınmak yok. Önümüz bol fotoğraf malzemeleri ile dolu.
Seçimler, mitingler, Su forumu meselesi, Darwin 2009 yılı, Kültür başkenti 2009 meselesi ve tabii ki Kentsel Dönüşüm(!) Arada 1 Mayıs 2009 yani malzeme çok. Bahar geldi, çiçekler açıyor, doğa her şeye rağmen gülümsüyor. Çiçekleri, böcekleri Gölgeleri, yolları, sokakları, insanları kısaca uyanışı çekeceğiz.

Bu hafta, Divriği Kültür Derneğinden Deniz Gerçek arkadaşın yolladığı fotoğrafı paylaşıyoruz. Fotoğraf’a isim vermemiş ben “uyanış” ismini yakıştırdım. Keşke cene kesilmeydi.
Fotoğraflarınızı bekliyor,
Bol fotoğraflı hafta diliyorum.

fotoğraf: Deniz Gerçek












05)8 mart 2009--TİNA MODOTTİ Fotoğraf sanatçısı, işçi, devrimci ve kadın

Evrensel Hayat eki
05)8 mart 2009
Özcan Yaman




TİNA MODOTTİ
Fotoğraf sanatçısı, işçi, devrimci ve kadın

Emekçi Kadınlar gününde, kadın fotoğrafçı Tina Modotti’yle merhabalar.
1896 yılında İtalya’da doğan, yoksulluk nedeniyle Avusturya’ dan Amerika’ya başlayan göçmenlik yıllarıyla çocukluğunu geçiren Tina Modotti çocuk yaşlarda tekstil atölyelerinde çalışmaya başlar. fotoğrafla tanışınca, vazgeçilmez silahı olarak kullanan ve çağdaşları arasında haklı bir yere oturan Tina Modotti 1923 yılında Meksika’ ya yerleşir. Büyük aşklar yaşar. Kadın kimliği ve onurunun ancak yeni bir dünya ve yeni insanla mümkün olacağını bilir. Fotoğrafçı, militan bir devrimci olarak yaşar. Ünlü fotoğrafçı Edward Weston’a aşık olur ve bu aşk onun fotoğrafla tanışmasını sağlar. Bu zamanda Tina fotoğraf dünyasına kendini kabul ettirir. Fotoğrafta  kendi dilini oluşturmuştur. Bir süre sonra Edward Weston’la ayrılırlar fakat dostlukları sürer. Sanatın yaşamında ne gibi bir yere sahip olduğunu ve politik tavrı ile nasıl birleştirilebileceğini örnekleriyle göstermiştir. Fotoğrafın kendi içinde değişik anlatım biçimlerini başarıyla uygulamıştır. Gerçekçi propaganda fotoğraflarıyla olduğu kadar, Soyut fotoğraflarıyla da başarısını ortaya koymuştur.Tina sanat ve fotoğraf anlayışını  “ Kendimi yalnızca bir fotoğrafçı olarak görüyorum. Benim fotoğraflarım genel olarak yapılanlardan farklı ise, sanat yapmak için değil, tersine hilesiz, dürüst fotoğraflar yaptığım içindi,r.(…) Söz konusu olan fotoğrafın sanat olup-olmadığı da değildir. Söz konusu olan iyi ve kötü fotoğraf arasında ayrım yapmaktır.” Der. Kadın fotoğraflarında Tina’nın Devrimci kadın bakış açısını yakalarız. Güçlü, berrak, dik ve güzeldir Tina’nın kadınları. Bu fotoğrafların sanatsal değeri yarım yüzyıl geçmesine rağmen bizlerde uyandırdığı duygu ve düşüncelerle bellidir. Fotoğraflarının konuları  kapitalist dünyadan başka bir dünya için mücadele eden insanlar için hala günceldir.
Tina için yazılacak çok şey var aşkları, yoldaşları, sanatı kısaca devrimci mücadelesi  ve güçlü bir kadın portresini burada anlatmamız olanaklı değil. 1942 yılında hayata veda etmiştir.
Tina Modottinin fotoğraflarına bakanlar,” Tina Modotti’nin fotoğrafları meksika’nın bir döneminin samimi ve çilekeş belleğidir.” diyorlar.  Pablo Neruda’nın Tina için yazdığı şiirden bir dörtlükle bu anlamlı günde andık.

Tina Modotti, bacı, uyumuyorsun sen, hayır sen uyumuyorsun.
Belki yüreğin dünkü gülü dinliyor, yeni gülü dinliyor.
Rahat et bacı.
Yeni gül senin, senin yeni dünya













04) 01.03.2009 ÇEKMEK Mİ- YAPMAK MI?

04) 01.03.2009 ÇEKMEK Mİ- YAPMAK MI? 


“Yaşasın Mücadelemiz”
Fotoğraf: Öner Artıç
Piyango çekiliyor, Araba çekiliyor, Lastik çekiliyor, Film çekiliyor, tabii ki Fotoğraf çekiliyor … Bazen uzatmak anlamında, bazen kayıt edilmesi anlamında. Acaba fotoğraf çekiliyor mu? yapılıyor mu? Herkesin her an kaydettiği görüntülere fotoğraf çekmek dersek, üzerinde uğraşılarak ölçülüp biçilerek, yalnızca nesnelliğin kaydedilmesini dert etmeden onu yorumlayıp yeniden sunma gayretinde yapılanlara fotoğraf yapmak diyebiliriz.
Geçenlerde bir oto tamircisine gittim. adam ;ne iş yapıyorsun? Diye sordu. Fotoğrafçı olduğumu söyleyince, acıyarak baktı, elindeki işi bıraktı.– ‘abi sizin işinizde bitti ya’ dedi. Ben bile çekiyorum. makinelar artık süper. Bak cep telefonuyla çektim bunları, nasıl? Diye sordu. Bende aaa süper ya dedim!.
Sonra çekmekle/yapmak arasında ki farkı düşündüm.
Fotoğraf paylaşım sitelerinde bir araya gelen binlerce insan büyük bir dertle fotoğraf yapmaya çalışıyorlar. Gerçekten çok başarılı olanlar var. Dilerim bu fotoğraflar toplum tarafından sergilerde olsun izlenebilsin. Neyse yer sınırım daralıyor, ilerde bu konuya devam ederiz.
www.fotograf .web.tr sitesi yıllardır kendi aralarında fotoğraflarını paylaşan bir grup.
“Bizim Siteden” başlıklı, onaltı fotoğrafçının çalışmalarıyla bir karma sergi açtılar. Ben bu sergide fotoğrafın yapıldığını gördüm. Eğer sizlerde İstanbul da iseniz ve beyoğluna yolunuz düşerse ÇHD: sergi salonunda bu sergiyi izlemenizi öneririm.www.fotograf.web.tr sitesinden daha geniş bilgiye ulaşabilirsiniz.
Bu sergiden Öner Artıç’ın “ Yaşasın Mücadelemiz” isimli fotoğrafını paylaşıyorum.
Bol fotoğraflı haftalar…