Translate

Bu Blogda Ara

401)01 Eylül 2017-- Bugün de günlerden hüzün...*

Evrensel Gazetesi
Kadraj köşesi
401)01 Eylül 2017
Özcan Yaman
Fotograf: Adil Okay
Bugün de günlerden hüzün...*
Bayram dolayısıyla neşeli bir yazı yazmak üzere oturdum bilgisayarın başına. Olmadı.  Mersin’de  yaşayan yazar, fotoğrafçı dostum Adil Okay’ın sosyal medyadaki paylaşımı tüm keyfimi bozdu, insanlığımdan utandım. O zaman ben de sizlerin keyfini kaçıracak ve benim gibi insanlığınızdan utanmanıza yol açacak bir 401. yazı olsun dedim. 
Bir zamanlar barınma ve açlık ihtiyacını giderme derdinden yola çıkan büyük insanlık neleri gerçekleştirdi bir bakalım? Paranın icat edilmesiyle emeği değersizleştiren, insanları ulus devletlere dönüştürerek ırkçılığı ve milliyetçiliği savaş kışkırtıcılığının merkezine yerleştiren; dinleri maddi ve manevi sömürü çarkı olarak kullanmayı marifet bilen bir büyük insanlık...
Biliyoruz ki canlı türünün en vahşisi insan dediğimiz yaratıklar. Yaşadığımız olaylar ve doğaya verdiğimiz zararlar artık dünyayı yok edecek boyutlara ulaştı.
Dostum Adil Okay sosyal medyada aşağıdaki açıklamayla bu görüntüleri paylaşmıştı. Üzerine söyleyecek söz bulamadım ve yazının başlığını da ondan alarak aynen paylaşmayı uygun buldum. 
Bu gün de günlerden hüzün... * Adil Okay 
“İnsan Hakları - kimlik hakları derken... Çevreyi unutuyoruz... Çevre derken sınıfı - emeği, iş cinayetlerini unutuyoruz. Oysa hepsi birbirine bağlı.
Ya hayvan hakları...  Bu yaz Caretta caretta üreme bölgesinde eyleştim. 
Sözüm ona koruma altında olan sahil pislikten geçilmiyor... 
Kapitalist firmaların devasa yük gemilerinin (Çöp parası ödememek için) denize boca ettikleri pislikler kıyıya vuruyor. Açık denizden bir köpük ve kir yığınının kıyıya yanaştığını görüyor ve kaçar gibi çıkıyoruz denizden....
Bunun yanı sıra insanların attıkları çöpler. Denizi kapitalistler, kıyıyı da “bizim insanlarımız” kirletiyor... Ve çok yakında da Mersin’e nükleer santral yapılacak. Soğutma esnasında kaynar sular denize boca edilecek. Zaten azalan balıklar da tükenecek. Caretta caretalar ne olur bilinmez. Hayvan hakları dedim ya. Bugün beni çok üzen bir manzarayla karşılaştım. İnsan türünden bir yaratık, bir köpeğin kafasına su bidonu geçirmiş. Hayvancağız kafasından bidonu çıkarmak için uğraşıyor ama başaramıyor. Diğer köpekler çaresizce bakıyor. Kurtarmak için yaklaştım. Nafile. Kaçtı hayvancağız. En şefkatli sesimle seslendim. Gelmedi. Ancak fotoğrafını çekebildim.
Belli ki insan türünden çok çekmişti. Umarım “insanlığından istifa etmemiş” birilerine yaklaşır da kurtulur, kafasına geçirilen su bidonundan.
Velhasıl... Yeni bir Orta Çağ’ın eşiğindeyiz. Hapishanelerde işkence... Yasal gösteri yapanlara işkence... Hayvanlara işkence... Sokak müzisyenlerine saldırı... Şort giydi diye kadınlara saldırı...
İşkenceciler sardı her yanımızı... Ama direneceğiz. Başka çaremiz yok...
Not: Daha önce Caretta caretta koruma alanında Davultepe sahillerinde çektiğim fotoğraflardan duyarlılık yaratmak amacıyla- bir pankart hazırlamıştık. Açtığımız bir sergide de yer aldı. Yerel yönetimler görmediler. Ya da görmezden geldiler. Bu tür pankartların çoğalması umudunu taşımıştım. Safmışım. İlgilenen olmadı. Ben de sergiden sonra evimin balkonuna astım.
08.8.2017, Adil Okay” 





400) 25 Ağustos 2017-- Sezon başlıyor..

Evrensel GazetesiKadraj köşesi
400)Özcan Yaman
25 Ağustos 2017

 Sezon başlıyor..

Artık her şeyin bir sezonu var. Bu bağlamda sanat sezonu da başlıyor. Galeriler şenlenecek ülkeye sanat festivalleri yayılacak. Kısaca halkımız sanata doyacak(!)  Bunun için hiçbir masraftan kaçınmayan Koç Holding ana sponsorluğunda İKSV’nin organizasyonuyla yine tüm kamusal alanlar ve mecralarda reklamından sergilerine her şey halkımızın iyiliği güzelliği için seferber olmuş şekilde. 

Hadi duyurularını da yapalım: 15. İstanbul Bienali, “İyi Bir Komşu” temasıyla 16 Eylül-12 Kasım 2017 tarihleri arasında ücretsiz olarak gerçekleştirilecek. Daha teferruatlı bilgiyi web sitelerinden alırsınız artık. 
Eğer bu bienal hızınızı kesmezse merak etmeyin arkası var. Dedik ya sezon başlıyor. 14-17 Eylül 2017 tarihleri arasında 12. edisyonu gerçekleştirilecek olan Contemporary, Art Beat gibi sanat kültür ve eğlence festivalleri de sizleri bekliyor(!) Bu festivallerle, fuarlarla ilgili geçmişte çok yazmıştım. Ana sponsorları Koç Holding, Akbank, Ülker ve başkaca sermaye gruplarının katkıları olmasa inanın halkımız mağdur olacak. Sergileri gezip, filmleri izleyip banka ve bisküvi reklamlarını tadıp kültürlendikten sonra da eleştiri yazılarımı sizlerle paylaşacağım. 
Sizlerden öncelikle “Bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü?” diye düşünmenizi istiyorum. (Malum bu kültür etkinlikleri bayram sonrası başlıyor.) 
Neden tam da şimdi şu sorular sorulur? 
İyi bir komşu asla şikayet etmeyen birisi midir? 
İyi bir komşu cinsiyetsiz midir?
 İyi bir komşu Facebook’ta arkadaşınız mıdır? 
İyi bir komşu mülkünü korumak için silah bulunduran kişi midir? 
İyi bir komşu arabasının arkasında ‘Sınırları Kapatın’ yazan birisi midir?
 İyi bir komşu sizinle aynı gazeteyi mi okur? 
Tüm bunlar 15. İstanbul Bienali’nin “İyi Bir Komşu” başlığının akla getirdiği sorular...
Cumhuriyet’ten Ceren Çıplak haberinde şunları yazıyor; “Bienalin küratörleri, sanatçı ikilisi Michael Elmgreen ve Ingar Dragset, iyi bir komşu ve ev kavramlarını farklı açılardan ele alacak. İkilinin, bienali, kendi ideolojilerini sanatçılara empoze etmeden farklı sanat eserlerini, bir araya gelerek birbirine komşu olacağı büyük bir mahalle gibi kurguladıklarını da söyleyebiliriz. Daha çok, “Beraber yaşamak dediğimiz şey nedir?” sorusuna odaklanan bienal, ev, komşu, aidiyet, “kök salmışlık”, farklı yaşam tarzları, değişen ilişki biçimleri, değişen demografi üzerine düşünmeye teşvik edecek. Bienal, siyasi sıkıntılar karşısında olduğumuzu da vurgulayarak diğer kimlikler meselesine de değinecek. Küratörler Dragset ve Elmgreen “Dünyada krizler, şoklar yaşanıyor. Bunu geniş bir perspektifle sorgulama zamanı. Bir nebze olsun uzlaşma, ortak bir nokta bulabilme çabası. Hayatımıza mikro düzeyde evde başlayan birtakım temel soruları sormakla başlıyoruz. Beraber yaşadığımız ortam, mahalle dediğimiz şey, birlikte var olmayı başardığımız mekanların olduğu bir yer. Bu sergi, özel alanlarla ilişkilenen farklı yaşam tarzlarını ve içinde yaşayanlar olarak bizlerin evdeki alanları en iyi şekilde kullanma ve kişiselleştirme biçimlerimizi araştıracak. Böylece evin nasıl da farklı kimliklere dair ipuçları barındırabileceğini ve tarih boyunca kendini ifade etmenin bir aracı olarak nasıl işlev gördüğünü inceleyecek” diyor.
OHAL’de KHK’lerle işinden, evinden, yaşam alanlarından uzaklaştırılanlar, adaletin atletle geçiştirildiği bir ülkede sizce bu soruların sahiciliği nedir? 
Grevlerin yasaklandığı, asgari ücretin yerlerde sürüklendiği, memurların, emeklilerin hali ortadayken bu sorular neyin nesi? 
Özgürlük, demokrasi ve barış kavramlarının anlamlarının değiştiği, medyanın tek sese biat ettiği, sansürün otomatikleştiği bir ülkede bu soruların anlamı nedir? 
İnsan haklarının olmadığı yerde komşuluk sorgulanıyormuş. Kim sorguluyormuş? Tüm bu sorunları yaratan siyasi iktidar ve onu iktidarda tutan sermaye grupları. Kolay gelsin ne diyelim…
(https://www.evrensel.net/yazi/79748/sezon-basliyor) 







399) 04 ağustos 2017-‘Burjuvalara müjdeler olsun, fotoğraf diye bir şey tescillendi’

399) 04 ağustos 2017  -  özcan yaman
'BURJUVALARA MÜJDELER OLSUN,
Fotoğraf diye bir şey tescillendi...'

19 Ağustos 1839 yılında Fransa Bilimler Akademisi fotoğrafın icadını tescil edip, “Daguraptayp”ı dünyaya duyurur. Mucit Daguerre büyük bir sevinç duyar ve konuşmasında şöyle dediği rivayet olunur; “Müjdeler olsun, burjuvalar için yepyeni bir oyuncak icat edildi.”
Daguerratayp’ı baz alırsak fotoğrafın icadından bu yana 178 yıl, Joseph Nicephore Niepce tarafından 1826 yılında çekilen çatı katı “heliograph “ı baz alırsak tam 191 yıl geçmiş...Sonrası çorap söküğü gibi gelmiş.  
Fotoğraf makinesinin öncüsü   sayılabilecek karanlık kutu (Camera Obscura) Rönesans devri sanatçıları tarafından bulundu. 17. yüzyılda ressamlar bu buluştan yoğun olarak yararlanmaya başladı. Amaç, gözün gördüğü gibi, perspektif sayesinde üç boyutlu gibi kağıda aktarmaktı.
Niépce’in bu araştırmalarından haberdar olan Daguerre ile  1827’de tescillenen ortaklığı Niépce’in 1833’de ölmesiyle son bulur. Daguerre çalışmalarını tek başına sürdürür ve Eugene Hubert adında genç bir mimar 1836’dan itibaren onun asistanlığını üstlenir. Daguerre, Niépce’in aksine görüntüyü çoğaltmaktan çok netleştirme alanına yönelir. 
Fotoğraf çekme yöntemini Daguerre’den daha önce bulduklarını iddia edenler çıkar.  Bu durum Daguerre’in icadının çağın havasına ne denli uygun olduğunu ve onu nasıl yansıttığını göstermektedir. William Henry Fox Talbot, 31 Ocak tarihinde Londra’daki Royal Society huzurunda kendi geliştirdiği kağıt üzerine fotoğraf yöntemini tanıtır. İcat ettiği sisteme Latince Calos’tan (Güzel) gelen Calotype adını veren Talbot’un yönteminde ise kağıda gümüş nitrat eriyiği emdiriliyor, sonra kamera içine yerleştirilip bir dakika kadar pozlandırıldıktan sonra, tekrar aynı eriyik içinde görüntü güçlendiriliyor ve hiposülfat içinde sabitleştiriliyordu. Talbot, 1842 yılında da ticari amaçla çalışan ilk fotoğraf stüdyosunu kurmuştur. Kısa bir süre sonra kentteki bütün mağazalar fotoğraf çektirmek isteyen müşterilerle dolup taştı. Evet, bu sadece bir başlangıçtı. Fotoğrafçılığın popülaritesi o kadar arttı ki, dünyada hızla yayıldı. 1847’de, yani on yıldan daha kısa  bir süre içinde, sadece Paris’te 2 bin kamera ve daha fazla fotoğraf klişesi satıldı. 1853’te 10 bin Amerikalı  daguerreotypist (fotoğrafçı) üç milyon fotoğraf üretti. Rusya’da ise 1840’lardan itibaren Daguerratayp’ın hem teknolojisi hem de kullanımı  yaygınlaştı. Londra Üniversitesi 1856’da müfredatına  fotoğrafçılığı da ekledi. 
Bugün ise her işin başı fotoğraf oldu. Öncelikle burjuvazinin hevesini aldığı oyun alanından çıkarak, bilimin ve sanatın ortasına yerleşti. Fotoğrafın işlevinin ve yerinin ne olduğu ya da olması gerektiğini ise 1917 Sosyalist Ekim Devrimi gösterdi. Gerçek anlamda savaş fotoğrafçılığı da dahil fotojurnalizm, belgesel ve sanat alanlarında fotoğrafın toplum yararına kullanımını ve herkese inmesini sağladı. 
19 Ağustos’ta fotoğrafın 178. yaşı kutlanırken, Ekim Devriminin fotoğrafa katkılarını da hatırlamanın zamanıdır diyelim.
Evrensel: https://www.evrensel.net/yazi/79618/burjuvalara-mujdeler-olsun-fotograf-diye-bir-sey-tescillendi

foto-Khaldei_Yevgeny








398-21 temmuz 2017-ANNELER NE GÜZELSİNİZ...

Evrensel Gazetesi
Kadraj köşesi
398) 21 temmuz 2017
özcan yaman

Fotoğraf: Mehmet Özer / Ankara

ANNELER NE GÜZELSİNİZ...

Fotoğraflar belgedir, kanıttır. Kimi zaman hayatın akışındaki aksaklıkları kimi zaman güzellikleri gösterir. Hayatta adaletsizlikler ve hukuksuzluklar o kadar canımızı yakar hale gelmiştir ki ister istemez direnişin ve umudun görüntüleri bizleri etkilemeye devam ediyor.
Fotoğrafçı, şair Mehmet Özer bu kareyi çekerek bize diyor ki;
“Hatırladığın kadar güçlü, unuttuğun kadar suçlusun. Başkaları için yaşamayı göze aldığımızda gerçekte kendi serüvenimiz başlar. Fotoğraf, fotoğrafçının bilinci ve duygularının dışavurumudur. Paylaştığımız değil başkalarının acısına baktığımız kadar insanız. Göz gönül penceresidir, gönül bilgi ve duygudur.”
Bir kadın, bir anne çocukları hatta torunları olabilecek yaşta polislere karşı neden direnir?
Soruyu tersinden de sorabiliriz. Bir sürü gencecik polis, anneleri ve nineleri yaşında bir kadını bu hale nasıl getirmişler ki karşımıza bir direniş fotoğrafınının çıkmasını sağlamışlardır?

Bu fotoğraf bize 2017 yılı Türkiye’sinin bir ayna görüntüsünü veriyor. 

397) 14 Temmuz 2017 Komsomol

Evrensel GazetesiKadraj köşesi397) 14 Temmuz 2017Özcan Yaman









Komsomol*

« :Biz Rusya'yı fakir ve hasta bir ülkeden zengin bir ülkeye dönüştürmek istiyoruz. Bu nedenle Komünist Gençlik Birliği'mizin eğitimini, öğretimini ve teorisini işçi ve köylülerin çalışmaları ile birleştirilmesi zorunludur. Gençliğimiz kendini sadece okullara da kapatmamalı, sadece komünist kitap ve broşürleri okumayla da sınırlandırmamalıdır. Onlar sadece işçi ve köylülükle ortak çalışmaları üzerinden gerçek birer komünist olabilirler.  Eğitimimiz, onların komünizm öğretisinin sonucu olan görev ve ödevlerini yerine getirebilmeleri
 için emekçilerin sömürenlere karşı sürdürdükleri mücadeleleri ile birleştirilmelidir. »
Lenin'in "Gençliğin Görevleri" Ekim 1920- III Komsomol kongresi

Yazının başlığını görünce siyasi bir yazı olacağınızı düşünmüş olacaksınız. Oysa ki
      ‘Komsomol’ aynı zamanda bir fotoğraf makinesinin ismi olmuştur. Fotoğraf tarihinin teknik gelişimine baktığımızda bilinen batılı markalara inat Sovyetler Birliği’nin, Batının da kabul etmek zorunda olduğu, dünyadaki satış rakamlarını üst üste koyduğumuzda milyonlarca satan fotoğraf makine ve modellerini ürettiğini görmekteyiz. 
Kitle iletişiminde fotoğraf ve sinemanın önemini keşfeden Sovyet iktidarı daha devrim aşamasında bu alana devlet desteğini sunmuştur. Bu destek bilim ve sanat alanlarında hem endüstrinin kuruluşu hem de akademik eğitim olarak sürmüştür. Belgesel ve sanat fotoğrafçılığı bu iki alanda gelişmiş dünyaya örnek olmuştur. Batı her ne kadar komünizmle mücadele etse de Sovyet teknoloji ve endüstrisi karşısında ancak rekabet edebilmiştir. 
Çarlık Rusya’sı zamanında dışa bağımlı olan fotoğraf endüstrisi Sovyetlerin iktidarıyla birlikte var olanlar devletleştirilmiş, oluşturulan çalışma komünlerinde özellikle gençlerin çalışmasıyla endüstrinin oluşturulması sağlanmıştır. İşte böyle bir zamanda Komsomol 29 Ekim 1918 tarihinde kuruluyordu.  Savaşlar yüzünden kesintili olsa da savaş sanayii için dürbün vb. gibi üretimleri sürüyordu. Genç Sovyetler  2. Dünya Savaşı sonrasında galip çıkınca Doğu Almanya’da dünyaca ünlü Alman optik ve fotografik sanayii araçları üreten fabrikalar açıldı. Bu fabrikalardan biri Gosularstvennyi Optiko-Mekhanicheskii Zavod (Devlet Optik Mekanik Fabrikası) yani kısa adıyla “GOMZ”du. St. Petersburg’da (Leningrad) 1932’de açılan fabrika en eski Rus optik fabrikalarından biriydi. 1965 yılında adlarını Leningradskoe Optiko Mekhanichesko Obedinenie (Leningrad Optik Mekanik Birleşmesi) yani LOMO olarak değiştirdiler. Savaşın sona ermesinden bir yıl sonra, GOMZ yepyeni bir makine duyurdu. Sovyetler Birliği’nin Komünist Gençlik Organizasyonuna adanmış ve adını oradan alan Komsomolets, orta format ikiz lensli ufak bir makineydi. Cam lensi ve bakalitten üretilen hafif bir gövdesi vardı. Komsomolets’in basitliğine rağmen zorlu ve zarar verici bir savaştan yeni çıkmış bir ülke için bu çok büyük bir başarıydı. GOMZ fabrikası, yıllarca Komsomelets ürettikten sonra çok önemli bir özellik ile beraber gelen yeni fotoğraf makinelerini tanıttı
çift lensler. Bu, görüntüyü veren lensi odaklamanın, fotoğrafı çeken lensi odaklaması anlamına geliyordu; böylece fotoğrafçı sadece objesinin üzerine yoğunlaşıyordu. Bu makineye “amatör” kelimesinin yaklaşık Rusça çevirisi olan “Lubitel” adı verildi. Bu mütevazı başlangıçtan, büyük bir nesil doğdu.
1949’daki ilk üretimden (Komsomol ve Lubitel olarak) 1990’ların başındaki üretimin durdurulmasına kadar yaklaşık 5 milyon makine üretildi.
Aslında daha öncesinde de 1936-1946 yıllarında yine orta format basit körüklü makinelerde üretilmiş ve Komsomol ismi verilmişti. 
Savaş yıllarında ve devrim süreçlerini belgeleyen ve kayıt altına alan fotoğraf, ütopya denilen komünist toplumun inşasında önemli işlevini yerine getirebilmesi için endüstrisinin ve eğitiminin verilmesi gerekiyordu. Tüm zorluklara rağmen başarıldı. Bu başarıda özellikle genç komünistler pay sahibiydi. Genç bir ülke olan SSCB’de gençliğini onure etmek için Komsomol ismini fotoğraf makinalarına vermişlerdir. 
(*) Genç Komünistler Birliği’nin kısaltması olan Komsomol, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği‘nde en etkili politik gençlik örgütüdür.
Kaynaklar; 
http://www.sovietcams.com/index.php?358713866https://microsites.lomography.com/lubitel166+/tr/history/
https://qz.com/435352/the-stunning-50-year-transformation-of-soviet-photography/
http://haberrus.com/info/2015/01/06/sovyet-doneminin-meshur-fotograf-makineleri-14.html










396) 7 temmuz2017 SOVYETLERDE FOTOĞRAF-11- Devrimin sanatı Fotoğraf...

Evrensel gazetesi
Kadraj köşesi
396) 7 temmuz2017
özcan yaman

Teknoloji herşeye karar verir- 1 Mayıs 1930'lar foto-Boris Ignatovich

SOVYETLERDE FOTOĞRAF-11-
Devrimin sanatı Fotoğraf...

" Sosyalist toplumda; Kameranın objektifi, uygar insanın gözbebeğidir. "
 Alexander Rodchenko


Sovyet fotoğrafçılığını iki döneme ayırabiliriz. İlk dönem 1917 Sosyalist Ekim Devrimi öncesi yani “Çarlık Rusya’sında fotoğraf” ve devrim sonrası “Sovyetlerde (SSCB) fotoğraf”
Dünya fotoğraf tarihi içinde baktığımızda 1840’lardan itibaren Rusya’da bilim insanları fotoğrafla yakından ilgilenmişler, geliştirmişlerdir. Sovyetler devrimin ilk yıllarından itibaren fotoğraf endüstrisini kurarak seçkin azınlığın zevk ve eğlence aracı olarak gördükleri fotoğrafı toplumsal ilerlemenin araçları haline sokmuşlardır. Devrim öncesi savaş endüstrisinin bir alanı olarak endüstrileştirilen fotoğrafı devrim sonrasında hızla toplumsal alanın endüstrileştirilmesi olarak geliştirmişlerdir. Fotoğraf makinaları ve optiklerin geliştirilmesi yalnızca Sovyetlerde değil batıda da yakından takip edilmiş ve kullanılmıştır.
Fotoğraf makinaları ve optik Fabrikaları teknolojinin gelişmesine olanak tanırken, Üniversitelerde akademik eğitimler verilerek içerik bakımından da fotoğrafın gelişimi sağlanmıştır. Bilim ve sanat insanları olduğu kadar başta Lenin olmak üzere genç Sovyet devletinin yöneticileri fotoğraf ve sinemanın önem ve değerini göstermişlerdir.
Sovyet fotoğrafçılığı 2. paylaşım savaşı ve yeni toplum inşaasında fotoğrafın eşsiz önemini ve değerini göstermiştir. Fotoğrafı dar alandan çıkarıp, Belgesel fotoğrafın, Savaş fotoğrafçılığının, Foto röportajların ve kavramsal/deneysel fotoğrafçılığın yeniden içerik kazanmalarını sağlamıştır. Fotoğraf iki ana dalda; Belgesel ve sanatsal alanlarda ilerlemiş ve geleceğin ütopyasında üzerine düşen görevi öyle bir yerine getirmiştir ki bugün hala üzerine konuşuyoruz.
Sovyet fotoğrafçılığının değişik yanlarını ele alıp işlemek bile sayfalarca yazmayı gerektirecek büyüklüğe sahip. Haftalardır bu konu üzerine yazmak bile yetmiyor. Daha teknik meselelere giremedim, Dergilere yeterince giremedim ve de fotoğrafçılar ve örneklerine.


Nihayetinde burası bir köşe ve ben güncel yazılar yazmalıyımJ) Yine de zaman zaman Sovyet fotoğrafçılığına döneceğim. Araştırmalarım notlarım devam ediyor. Bugün fotoğraf örnekleriyle noktalayayım. 

1944 foto- yevgeni kaldehy
 foto-Dmitri Baltermants
 foto-Dmitri Baltermants

Haziran 1941-foto-Alexander Ustinov 


395-30.6.2017-SOVYETLERDE FOTOĞRAF-10- Fotoğrafçı bir aile; Baba Karl Bulla ve oğulları*

Evrensel gazetesi
Kadraj köşesi
395) 30 haziran 2017
özcan yaman


SOVYETLERDE FOTOĞRAF-10-
Fotoğrafçı bir aile; Baba Karl Bulla ve oğulları*


Baba Karl Bulla (1855-1929), Bulla kardeşler Viktor Bulla (1883-1938)
Ve Aleksander Bulla (1881 - 1934)
1920 / 1930’ların fotoğrafçıları ve fotoğraf örnekleriyle devam edelim.
Karl Bulla, 1855'de Prusya'da doğan ünlü bir Rus fotoğrafçıydı. Rusya'da "fotoğrafın babası" olarak anılıyordu. Daha 1886'da kamerasını sokaklara çevirmişti. Fotoğraf ve baskı tekniklerinin ilerlemesiyle 1894'te kartpostallar, gazete ve dergilerde fotoğrafları kullanıldı. O günkü koşullarda Bulla’nın fotoğraflarının kullanımı imajını artırdı. Bulla reklamını verdiği gazetelerde reklamını şöyle yapıyordu; " Usta fotoğrafçı-illüstratör Karl Bulla, resimli dergiler için her yerde dışarıda, içeride veya gece yapay ışık altında fotoğraf çekiyor"
1916'da Karl Bulla, firmasının yönetimini oğulları Alexander ve Victor'a devretti ve Ösel Adası'na taşındı (Estonya). 1929'da ölümüne dek etnografik fotoğraflar çekerek ve Estonya'lı çocuklara fotoğrafın temellerini öğreten sakin bir hayat yaşadı.

1935 yılında, Yaklaşık 132.683 negatiften oluşan Bulla ailesinin fotoğraf koleksiyonu Ekim devriminin arşivlerine ve Leningrad Bölgesi sosyalist inşasına teslim edildi. Arşiv, büyüdü ve şimdi Karl Bulla'nın ve oğullarının yaptığı 200,000'den fazla negatiften oluşan bir arşiv geriye kaldı.
Karl Bulla’nın oğlu Viktor Bulla 1899'da St. Petersburg'da bir İngiliz okuluna gitmiş ve Almanya'da fotoğraf eğitimine başlamıştır. Çalışmalarını tamamladıktan sonra kardeşi Aleksander ile babasının fotoğrafçılık firması Bulla’da fotoğrafçılığa başlamışlardır.
Viktor'un on dokuz yaşında iken Rus-Japon savaşı boyunca Sibirya Rezerv Tugayı'nın fotoğraf muhabiri olarak çalıştı. Başarılarından dolayı cesaret ödülü olarak Gümüş Madalyayı almıştır.
Savaştan sonra, aile fotoğraf ajansında bir foto muhabir olarak çalıştı. 1909'da kardeşi Aleksander ile bir belgesel film şirketi olan Apollo'yu kurdu. Viktor, ortaklığın kameramanı, yapımcısı ve yönetmeniydi. Apollo, spor olaylarını içeren haber filmleri, doğa filmleri üretti ve dağıttı. Klasik edebiyat eserlerinin sinemaya uyarlanmalarında çalıştı.
Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıcından sonra Viktor, 1917-1918 yıllarının devrimci olaylarını çeken ve “1917 Şubat Devrimiyle Petrograd Devrimi” başlıklı bir belgesel filmin yaratılmasında yer alan aile fotoğraf ajansında çalışmaya döndü.  Dinamik ve karanlık çekimleri, Sergei Eisenstein ve M. Chiaureli'nin 1917 devrimiyle ilgili filmlerin yaratımında temel oluşturdu.
Viktor, Ekim 1917 ayaklanmasının olaylarını fotoğrafladı ve Petrograd Sovyetinin filmlerinde fotoğrafçılık yaptı. Lenin'i 1919 - 1920'de Rus Komünist Partisi'nin sekizinci ve dokuzuncu kongresinde, 1920 - 1921'de Komintern'in ikinci ve üçüncü kongrelerinde çeken fotoğrafçıdır. Lenin'in film ve fotografik tasvirlerinin öncülerinden biriydi . Birçok ünlü Rus Lider Grigori Zinovyev , Lev Kamenev , Stalin ve diğer Sovyet ve Parti liderlerinin portresini oluşturdu.
1928'de Viktor ve kardeşi Aleksander, Bull kardeşler olarak Sovyet fotoğrafçılığına 10 yıl boyunca 30 fotoğraf gönderdi . Jüri Viktor'a onursal bir diploma verdi. 



foto viktor bulla

viktor bulla

May 1st1920




394) 23 haziran2017 - SOVYETLERDE FOTOĞRAF-9- 1920-1930’lar...

Evrensel gazetesi
Kadraj köşesi
394) 23 haziran2017
özcan yaman
SOVYETLERDE FOTOĞRAF-9-
1920-1930’lar...


 “Saraylar, tapınaklar, mezarlıklar ve müzeler için değil;
Hayat için çalışın.
Herkesin arasında, herkes için ve herkes ile birlikte çalışın.”
Aleksandr RODCHENKO
1917 Bolşevik Sosyalist Devrimi tarihin gidişatını değiştirdi. Fotoğraf bu değişimde üstlendiği rolü başarıyla yerine getirdi. Batı, “komünizm hayaletinden” korkusu yüzünden her alanda olduğu gibi fotoğrafta da Sovyet fotoğrafçıların tanınmasını bilinmesini engellemeye çabaladı. Bir anlamda da başarılı da oldular sayılır. Bugün fotoğraf denilince batılı fotoğrafçıların akla gelmesi ve bilinmesi bundandır. Fakat fotoğraf dünyasına katkıları görünürlüklerini sağlamıştır.
Sovyet fotoğrafçılar, parlak bir proleter geleceği bekledikleri gibi, fotoğrafın  proleteryanın hizmetinde nasıl kullanılabileceğini gösterdiler. Fotoğrafı belgesel ve deneysel iki ana damardan beslediler. 
1920'ler ve 1930'lardaki Sovyet fotoğrafçıları, devrimin ilerlemesi, vatanseverlik ve fedakârlık gibi canlı simgeler üzerine kurulmuş yeni bir mitoloji yarattı. Basım ve yayın teknolojilerindeki gelişmeler, gazetelerin, dergilerin ve afişlerin çoğalmasına neden oldu ve Rus nüfusunun büyük ölçüde okuma yazması bilmeyen bölümlerine ulaşmasını sağladı. 1920'lerin ve 1930'ların Sovyet fotoğrafçıları gerçek vizyonerlerdi.
1920-1930'ları Sovyet Fotoğrafçılığının erken dönemi olarak sayabiliriz.
Max Alpert (1899-1980), Nikolai Andreev ( Victor Bulla (1883-1938), Semyon Fridlyand (1905-1964), Alexander Grinberg (1885-1979), Sergey Ivanov-Alliluev (1891-1979), Valentina Kulagina (1902-1987), Sergey Lobovikov 1870-1941), Moisei Nappelbaum, Nikolai Petrov (1874-1940), Aleksandr Rodchenko (1891-1956), Arkady Shaikhet (1898-1959), Arkady Shishkin (1899-1985), Mikhail Tarkhanov (1888-1962), Vasily Ulitin (1888-1976) ve M. Vitoukhnovsky (-)bu dönemin öne çıkan fotoğrafçılarıdır.(1)
Fotoğraf, 1930'larda sosyalist gerçekçiliğin yükselişiyle yeni Sovyet toplumunun en etkili sanat formu ve propaganda aracı oldu. 
Max Alpert
Max Alpert (1899-1980) Simferopol'da (Kırım) doğdu, ancak Odessa'ya yerleşti. 1919'da Kızıl Ordu'ya girdi. Hizmetin ardından Moskova'ya taşındı ve burada Rabochaia Gazeta ve Pravda'nın foto muhabiri olarak başladı.  Proje çalışmalarında; “Dnepr'deki hidroelektrik santrali”nin fotoğrafları ve “Fergana Kanalı”nın yapımı üzerine fotoğraf serileri önemlidir. Arkady Shaikhet ve Solomon Tules ile "Fillippov Ailesinin Hayatında Yirmi Dört Saat" projesinde çalıştı; 1930'ların başında Sovyet işçilerinin güvenli ve mutlu yaşantısını, kapitalist ülkelerdeki işçilerin yaşam tarzları arasındaki farkları kamuoyuna duyuran bir dizi gerçekleştirdiler. İkinci Dünya Savaşı sırasında Alpert TASS muhabiri olarak cephelerde çalıştı. Savaş sonrası Novosti basın ajansında muhabir olarak çalıştı.

Foto: max alpert

max alpert-tabur komutanı 1942

max alpert