Translate

Bu Blogda Ara

fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

437- Fotoğraflar kanıttır ama...Evrensel- 19 Ekim 2018-Özcan Yaman





 Fotoğraflar kanıttır ama...
Susan Sontag* “Fotoğraf üzerine’’ adlı yazısında şöyle diyor:
“Fotoğraflar bize kanıt teşkil eder. Hakkında işitip de şüphe duyduğumuz bir şeyin fotoğrafı gösterildiğinde kanıtlanmış sayılır. Fotoğraf makinesinin faydalı olarak kullanıldığı alanlardan birisi, yaptığı kayıtla suçlayıcı bir nitelik taşımasıdır. Nitekim fotoğraflar, Paris polisinin Haziran 1871’de Komünarların canice katledilmesinde kullanılmalarından itibaren, modern devletlerin giderek daha fazla, eylem yapan kitleleri gözetleyip denetim altında tutmasına yarayan araçlardan biri haline gelmiştir.(...)
Bir olay fotoğrafı çekilmeye değer olmuşsa eğer, o olayın neyden oluştuğunu belirleyen şey hâlâ (en geniş anlamıyla) ideolojidir. Bir ad verilene ve niteliği tarif edilene kadar bir olayın fotoğrafik ya da başka türlü bir kanıtının varlığından da söz edilemez.  Kaldı ki olayları kurmayı – daha doğrusu onların niteliğini belirlemeyi- sağlayan şey asla fotoğrafik kanıtlar değildir. Fotoğrafların ahlaki düzlemde etkileme ihtimali bulunmasını belirleyen etken de, durumla ilintili bir siyasal bilincin varlığıdır. Ona denk düşen bir siyaset olmadan, tarihin kasaplığını gösteren fotoğraflar en iyi ihtimalle gerçekdışı bulunacak ya da onlara moral bozucu bir duygusal darbe indirme girişimi gözüyle bakılacaktır.’’
Şimdi nereden çıktı bu kadar uzun alıntı diyebilirsiniz. Mesele fotoğrafın iktidar tarafından ne menem bir şey olduğunu açıklamak içindir.
Geçen haftalarda gündeme gelen İsmet İnönü’nün Amerika bayraklı fotoğrafının kanıt olarak gösterilmesi. Neyin kanıtı? İnönü aslında Amerikancıydı, vatansever olmayan biriydi imajının verilmeye çalışılması. Arkasındaki amaç İş Bankası operasyonunda kullanmak. Başarılı oldu mu? Yalana alıştırılmış bir toplum için belki, ama tarih önünde tabii ki hayır.
İşlerine gelince fotoğrafları kanıt gösterenler -ki bu fotoğraflar bu kanıt niteliğinden uzaklar- Kendilerini sorgulayan fotoğraflar kanıt olarak ortaya çıkınca görmezden gelen, açılan davalarda yalancı tanıklara gösterilen itibarın zerresini göstermeyip yok hükmünde muamele yapmaları bilinen, antidemokratik ülkelere mahsus bir özellik olarak artık kanıksanmıştır.
O derece fotoğraf kullanılır ve yalan söylenebilir ki; olmayan fotoğrafların varlığı iddia edilerek “haftaya görüntüleri yayınlayacağız diyerek bir grup gazeteciyi de alet ederek” toplum gaza bile getirilir. Örneğin beş yıldır ortaya çıkamayan “Dolmabahçe’deki başörtülü bacılara saldıran deri giysili sapık geziciler...” Yani iktidarlar fotoğrafın etinden sütünden yararlanarak sahtesinden, gerçeğine ya da olmayanına kadar kullanarak toplumu hizada tutma aracı olarak kullanırlar. Aslında bir o kadar da fotoğraftan korkarlar.
Oysa ki herkes gerçeği biliyor ama diyerek geçerken son sözü yine Susan Sontag’a bırakalım; “Belki biraz Don Kişot’ça bir fikir ama serbest çalışan ve bütün işi sanrılarla, sahtelikle ve demagojiyle savaşmak olan insanlar olmalı. Bu insanlar işleri zorlaştırmalılar, çünkü; halihazırda, her şeyin basitleştirilmesine doğru kaçınılmaz bir gidiş var....’’
(*) Susan Sontag- Fotoğraf Üzerine- Agora Yayıncılık

İnönü, Amerikan bayrağı sallıyor (!)


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 Ekim 2018’de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) Kızılcahamam’daki kampında yaptığı konuşma sırasında gösterdiği bir fotoğrafta İsmet İnönü’nün Amerika Birleşik Devletleri (ABD) bayrağı salladığını iddia etti.
8 Ekim 2018’de Yeni Şafak, Milliyet, Sabah, Star ve Hürriyet gazetelerinin sürmanşet ve manşetlerine konu olan konuşma sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsmet İnönü’yü gösteren bir fotoğrafı tuttuğu görülüyor. Ayrıca 7 Ekim 2018’de A Haber’den canlı olarak yayımlanan konuşmanın saat 15:35’teki anlarından aynı fotoğrafı görmek de mümkün.
Aynı iddia, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının ardından pek çok Twitter ve Facebook kullanıcısı tarafından da tartışıldı. Erdoğan’ın gösterdiği fotoğrafta İnönü’nün aslında Türkiye Bayrağı da tuttuğu bazı kullanıcılar tarafından belirtildi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın tweeti şimdiye kadar yaklaşık 2 bin defa retweetlendi ve 5 bin 800 beğeni aldı. Kullanıcıların tepkileri Onedio’daki bir yazıda da yer aldı.
Kaynak; Teyit. Org
https://teyit.org/fotografin-ismet-inonuyu-sadece-abd-bayragini-tutarken-gosterdigi-iddiasi/?utm_source=Aboneler&utm_campaign=44d7e40813-EMAIL_CAMPAIGN_2017_10_23_COPY_01&utm_medium=email&utm_term=0_a1a05cc2f1-44d7e40813-89418273

AKM’nin kaderi 27‎ Mayıs 2018

412-Zenit'in bana bıraktığı miras: Foto Özcan-Evrensel/ 22 Aralık 2017

Zenit'in bana bıraktığı miras: Foto Özcan

Formun Altı

1978’lerde Çayırbaşı’da Foto Özcan olarak isim yapmıştım. Evde yattığım odanın pencerelerini ışık geçirmeyecek şekilde kapatmış siyah beyaz karanlık oda kurmuştum. Yine Sovyet yapımı çantalı Yn6 agrandizörle siyah-beyaz fotoğrafları basıyordum. Poz saatim ve Glasem bile vardı. Mahallede kimin köyden akrabası gelse, yaş günleri, nişanlar ve hatta stüdyovari gelin damat çekimleri bile yapıyordum. Bir yandan da okul sorununu çözmeye çalışırken, kardeşim “Abi kolumuza altın bilezik lazım gel meslek lisesine gidelim” dedi.

Ve Motor Meslek Lisesi-Mecidiyeköy
Okula başlayınca baktım fotoğrafçılık kolu kapalı ilgili hocaya gittim “Ben fotoğrafçıyım” dedim. Bunun üzerine kültür derslerinden muaf oldum. (Haydarpaşa Lisesinde okuduğum dersler) Teknik derslere devam ederken okulun fotoğrafçılık kolunu faaliyete geçirdim. Bu arada kardeşimle pazarlarda çocuk elbiseleri satarak aile bütçesine katkı yapıyorduk...
12 Eylül 1980
Darbenin cuma günü olduğunu hiç unutmam. Sabah 5’te kalkmış çocuk elbiseleriyle dolu bavulları sırtlamış kapıyı açmıştık ki her yeri askerler sarmış ‘Girin eve’ diye bağırıyorlardı. O gün pazarcılığımız da fiilen bitmiş oluyordu. Mahallenin tek fotoğrafçısı Astsubay Emeklisi Zeki amca beni çok severdi. Boş zamanlarımda Zeki amcaya yardım ederek hem yardım hem de bu alanda kendimi geliştiriyordum. Kısaca hem Zeki amcanın rakibi hem de yardımcısı olmuştum. Siyah beyaz fotoları bir günde evde basarak veriyor, renkli fotoları Sarıyer’de  stüdyoya bırakıyor laboratuvarın servisiyle bastırtıp bir hafta sonra alıp sahiplerine satıyordum. Şunu söyleyebilirim Türkiye’de renkli fotoğraf 1978’lerden sonra yaygınlaşmaya başlamıştır. Kitapları kibrit fabrikasının bahçesine gömmüş evde siyasetle ilgili her şeyi saklamıştık. Artık radyolarda yasak ve anarşistlerden başka bir de Hasan Mutlucan’dan başka bir şey yoktu. Ne yapmalıydım? Fotoğrafçıydım o sıralar fotoğrafın sanatla ilişkisi falan yazan dergilerle tanıştım. “Yeni Fotoğraf” dergisi, Afsad’ın çıkardığı “Fotoğraf” dergisi ve bu dergideki toplumsal içerikli yazılar özellikle Özcan Yurdalan’ın “Fotoğrafta  Gerçeklik” yazısı bana “Vay be fotoğraf neymiş...” dedirtiyordu. Böylece sosyalizm ve fotoğraf arasındaki ilişki beni yönlendirmeye başlamıştı. 
Planar grafik ajansta karanlık odacı ve fotoğraf asistanlığı
Endüstri fotoğrafçısı ve grafik ajans sahibi Gülnur Sözmen’in yanında çalışmaya başladım. Burada çalışan ve akademide okuyan Esat Papila ağabey beni çağırmış ve okullar açılıncaya kadar karanlık odacı olarak çalışmamı istemişti. Ben üniversite sınavlarına girmiş sonuçları beklerken Gülnur abla sordu; “Eee ne yapacaksın okul işini.” Ben de “Teknik öğretmen okuluna gideceğim ya da motorcu olacağım“ deyince bana şaşkın şaşkın bakıp “Abi koskoca akademi varken motorcu mu ?” dedi. Ben de “Abla akademiye gitmek kim ben kim, hem resimden anlamam hem de o kadar masrafı karşılayamam” dedim. Gülnur abla hemen bir telefon açtı sonra bana Beşiktaş’a Yıldız Dersanesine gidiyorsun, Aslan’a benim yolladığımı söylüyorsun hemen desen derslerine başlıyorsun” dedi. Bir ay desen dersi alıp Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğraf Bölümünü kazandım. 
Ve artık Zenit ve Opemus agrandizörün yanında Miranda, Pentax, Canon ve Linhoff teknik makineler ile Krokus agrandizörle tanışıp kullanıyordum. Yalnızca ucuz Or-wo, filmlerin dışında Kodak, İlford, Fuji gibi filmler hayatıma girmişti. Hatta 35 mm 80 Asa sinema filmleri alıp onları karanlıkta kesip kullanıyordum. İşte burada hey gidi günler diyebilirim...
Tümüyle mekanik olan makineyi tamir bile edebiliyordum. Özellikle enstantane ayar düğmesi bozulur, bazen perdesi takılırdı. Sonunda ihtiyacı olan bir arkadaşıma Zenit makinemi verdim. Bir çok arkadaşım gibi Zenit olmasaydı belki de fotoğrafçı olmayacaktım. Benim gibi milyonlarca fotoğrafçı Sovyetlerin fotoğrafı, sıradan insanların hayatına sokan “ucuz ve kaliteli” makineler üretip, yine özellikle Bulgaristan, Çekoslavakya ve Doğu Almanya’da üretilen fotoğraf filmleri ve kağıtları olmasaydı ne yapardık diye düşünüyorum. 
Fotoğraf insanların bakış açılarını değiştiren, akıp giden zamandan tanık olduklarımızı kaydettiğimiz bir alan. Bunu da “Herkes fotoğraf çekebilir” şiarıyla devlet politikası yapan Sovyet’lere borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Fotoğrafı elitlerden ve devlet güdümünden kurtaran gelişmeyi sağlayan Sovyetler Birliği artık yok. Fakat yarattığı kültür hayatlarına işlemiş milyonlarca fotoğrafçı var. Hatta sinemayı da bu dünya içinde sayabiliriz. Ekim Devrimi’nin 100. yılı hepimize kutlu olsun. Yeni bir dünyanın kurulmasında birikimlerimiz paylaşıldıkça çok güzel olacak...
(https://www.evrensel.net/yazi/80523/zenitin-bana-biraktigi-miras-foto-ozcan)






410-- FOTOĞRAFIN SOVYETLERE, SOVYETLERİN FOTOĞRAFA KATKILARI-Evrensel 8 Aralık 2017


FOTOĞRAFIN SOVYETLERE, 
SOVYETLERİN FOTOĞRAFA KATKILARI

Fotoğrafın icadı batıda hızla yayılırken, Rusya’da buna uzak durmamış ve fotoğraf aynı hızla Rusya’da da özellikle teknolojide Daguerratypler ve renkli fotoğraf alanındaki çalışmalarda katkı bile sunmuştur. Dünyada fotoğraf aristokratlar, iktidarlar ve elitler arasında ayrıcalıklı bir yer edinmişken, halkın fotoğrafa ve fotoğrafın halka ulaşımı oldukça zordu. Bu yeni icadı öğrenmek çekmek ve kullanmak öncelikle parası olanlara tanınan bir ayrıcalıktı. 1888 yılında Kodak “Siz düğmeye basın, gerisini bize bırakın” diyerek parası olanlara sesleniyordu. Fotoğraf makinelerine ulaşmak ve fotoğrafla uğraşmak pahalı ve zor bir işti. Sonuçta sınıfsal bir statünün ve hakim olanların çıkarlarına hizmet eden yeni bir icattı.  (Aristokratların evlerini süsleyen aile fotoğrafları özellikle portreler, Suçluların arşivlenmesi,)
DEVRİME TANIKLIK ETTİ.
Fotoğraf 1917 ekim devriminde devrimin tanıklığı ve belgelenmesinde kullanılmıştır. Daha önceleri dünyada gelişen bir çok olay ve hareketler (Savaşların ve iç savaşların belgelenmesi vb )her ne kadar belgelenmiş olsa da Rusya’da gerçekleşen sosyalist devrimde kullanıldığı kadar başarılı değildir.  Çünkü hakim olan iktidar kendi ideolojisine göre kullanıyordu.
“...Rusya’da 1839'dan itibaren karmaşık teknik evriminin tüm aşamalarından geçti. Özellikle çar ve aristokratların ilgisi nedeniyle, Popülerlik kazanmış ilk fotoğraf türü portre olmuştu.
1860'lı yıllardan başlamak üzere, eğitim ve bilimsel amaçlar için yaygın olarak kullanılan panoramik ve etnografik fotoğraf gibi diğer alanlara yönelindi. Ardından endüstriyel büyüme ve mimari alanında kullanılmaya başlandı. 1870 yıllarına gelindiğinde, güncel olaylar ve hızla değişen yaşam belgesel fotoğrafı geliştiriyordu. 1905 – 1917 yılları ise foto jurnalizmin ve foto muhabirliğinin gelişmesini sağladı. 1917 Sosyalist devrimi öncesi Çarı ve aristokratları memnun ederek para kazanmayı hedefleyen fotoğrafçılar bir şeyi daha gerçekleştirdiler. Objektiflerini günlük yaşama çevirdiler. Halkın yaşamını ve doğayı da belgelediler. Özellikle Volga nehri ve çevresinde yaşam konusunda 1870 lerden görüntüler oldukça etkileyici. Bu dönemde uluslar arası başarılar edinmiş Rus fotoğrafçılar çıkmıştır. Bu fotoğrafçıların çoğu 1917 ekim devrimini benimsemiş ve belgelenmesini sağlamıştır. (Fakat kendisi de bir aristokrat olan Sergey Prokudin-Gorskii 1905 yılında, Rusya’daki hayatı belgelemek için renkli fotoğraf alanında ortaya çıkan teknolojik gelişmelerde katkısı olmuş. İlk defa, yine bu alanın öncülerinden biri olan İskoç fotoğrafçı James Clerk Maxwell tarafından formüle edilen bir teknik de dahil olmak üzere farklı teknikleri kullanan Prokudin-Gorskii 1918 de Fransa’ya kaçmıştır. Bu notu da düşmekte fayda var)
DEVRİMİN BÜYÜK DESTEKÇİLERİNDEN FOTOĞRAF
Büyük ölçüde yoksul, aç ve okuma yazma oranının düşük olduğu bir ülkede gerçekleşen devrime en büyük destek fotoğrafçılardan ve fotoğraftan gelince Sovyet iktidarı bunun farkına varıp devlet desteğini hem endüstrinin kurulup gelişmesine hem de yeni fotoğrafçıların bilim ve  sanat alanlarında gelişime destek vermiştir. "Susmayan ve ülkeyi terk etmeyen herkesi, (ressamlar, yerbilimciler, fotoğrafçılar, amatör ve profesyonel muhabirleri) "Ekim Devrimi'ne katılmaya çağırıyor,  "Objektifle çok güzel tarih yazılır çünkü bu açık ve anlaşılırdır. Hiç bir ressam bir fotoğrafçının gördüğünü keten beze aktaracak kadar yetenekli değildir" diyordu Lenin.
Fotoğraf halkın görme, öğrenme ve bilinçlenmesinde sokaklardan, okullara, fabrikalardan, tarlalara bilimden sanata her yerde idi.
Çarlık döneminde dışa bağımlı olan fotoğraf genç Sovyetler döneminde endüstrileşerek ve herkesin ulaşabileceği  hale gelmiştir. Aynı zamanda dünyada yaygınlaşmasını da sağlamıştır. Sovyetler dünya halklarının fotoğrafa ulaşmasında önemli olmuştur. Fotoğraf makineleri ve kimyasal ekipmanlarını ucuza mal edip dünya pazarlarında da ucuza satarak katkılarını göstermenin dışında fotoğrafın içeriğine ve anlamına ilişkin yeni bakış alanlarını açmasıyla da önemli bir katkı sunmuştur. Özellikle fotoğraf nedir? Ne olmalıdır? Sorularını sunmuş ve en güzel örneklerini göstermiştir. Devrim sonrasında Amerika ve Avrupa’da gelişen anti komünizm ve sansür karşısında yalnızca fotoğraf makineleriyle bilinen ama fotoğraf tarihinde yok sayılmalarına çalışılmıştır. Sovyet Devriminin 100. Yılında bir hatırlayalım istedim.
1949-1990 YILLARINDA YAKLAŞIK 50 MİLYON FOTOĞRAF MAKİNESİ ÜRETİLDİ.
Komsomol ve Lubitel: 1949'daki ilk üretimden 1990'ların başındaki üretim durdurulmasına kadar yaklaşık 5 milyon makine üretildi  ve satıldı.
Etüd Fotoğraf makinesi 1969-1973 yıları arasında üretilen bu süre boyunca 1 milyon 500 bin adet üretilmişti. Makine’nin fiyatı sadece 7 ruble’ydi.
Lubitel-166 fotoğraf makinesi 1976-81 yılları arasında ilk etapta yaklaşık 70 bin adet üretilmişti.
1980-90 yılları arasında üretilen bir üst modeli ise yaklaşık 1 milyon adet üretildi.
Smena-8 ve 8M modeli 21 milyon adet üretimiyle en çok talep edilen makinelerin başında geliyordu. 1970-92 arasında üretimde kalan makine 15 rubleden başlayan fiyatlarla satılıyordu.
Almaz üretimi 1979-89 tarihlerin arasında St. Petersburg’da LOMO fabrikasında gerçekleşen makineden yaklaşık 20 bin adet üretilmiştir. Ağırlığı 1 kg’dan fazla olan makineler 24×36 mm lense sahipti ve yaklaşık 650 ruble fiyatla satılıyordu.
Zorki-4 marka makine 1956-73 yılları arasında Moskova’da üretilen 24x36 mm’lik lense sahipti. Yaklaşık 1 milyon 800 bin adet üretilen fotoğraf makineleri yaklaşık 700 gram ağırlığa sahipti.
Zenit-E” model fotoğraf makinesinden 1966-87 yılları arasında Moskova’da 3 milyon adetten fazla üretim gerçekleştirilmiştir.
Zenit-TTL modelinden 1976-86 yılları arasında yaklaşık 1 milyon 632 bin adet üretilmiştir.
FED-4  marka fotoğraf makinesi Başkent Moskova’da 1964-75 tarihleri arasında üretildi. Yaklaşık 633 bin üretilen bu makinanın ağırlığı 960 gramdı.
Smena-Sembol marka makine 1971-95 tarihleri arasında 4 milyon adetten fazla  üretildi.
 St. Petersburg’da imal edilen makine 24×36 mm kadraj genişliğe ve 400 gram ağırlığa sahipti.
Sokol-Avtomat 1966-78 tarihleri arasında St. Petersburg’da üretilen bu  model, Sovyetlerin Avrupa’ya ihraç edilen ender modellerinden biriydi. Toplamda 400 bin adet üretilen makinanın ağırlığı 845 gramdı.
“Viliya-Avto” modeli 24x36 mm kadraja sahipti. 1973-83 yılları arasında Belarusta üretilen
450 gram ağırlığa sahip makine’den yaklaşık 2 milyon adet imal edildi.

Yukarıdaki marka model ve adetler bulabildiklerim. Bunların dışında bir çok makinenin üretildiğini biliyoruz. Sırf bulabildiklerim bile 1949 dan 1990 yılları arasında yaklaşık 50 milyon makine yapıyor. İnanılması güç adetlerde üretilen ve satılan makinelerin sayesinde fotoğrafla tanışan buluşan binlerce insan bu gün fotoğraf alanında üretiyor, çalışıyor. (Bende Zenit-E marka makineyle başlamıştım.)
Son bir not:
SSCB'de oldukça popüler olan Zenit makinelerden yaklaşık 15 milyon tane üretilmiş ve büyük bir kısmı Almanya, İtalya, Fransa ve İngiltere'ye ihraç edilmişti. Ancak Zenitlerin üretimine 2005 yılında son verilmişti. Sputnik’in haberine göre Rostec'in İletişim ve Bilgilendirme Departmanı'nın başında bulunan Vasiliy Brovko, RNS'ye yaptığı açıklamada; Rusya’nın devlet teknoloji şirketi Rostec, dünya genelinde birçok fotoğrafçının 'fotoğraf makinelerinin tankı’ kabul ettiği Zenit’lerin yeniden üretimine başlayacaklarını duyurdu. Dijital Zenit’leri bende merakla beklemekteyim...
1917 Sosyalist Ekim Devrimi SSCB’de olduğu kadar dünya halkları için de bir umut ve “Bir başka dünya mümkündür” düşüncesinin hayata geçirildiği, devrimin kısacık yaşamı boyunca  hayatın her alanında bilimden sanata bıraktığı kültür ve mirasla önümüzü aydınlatmaya devam ediyor.

https://www.evrensel.net/yazi/80427/fotografin-sovyetlere-sovyetlerin-fotografa-katkilari









409-YOL AYRIMI -Evrensel 30 kasım 2017


YOL AYRIMI
“...Su kaynaklarınız doluyken, susuz kalırsam diye korkulara kapılmak 
en giderilmeyecek susuzluk değil de nedir? 
Kimileri, pek çok mal mülk sahibi oldukları halde ancak pek azına kıyıp da verebilirler. 
Üstelik bunları da salt gösteriş olsun diye verirler. 
Oysa bu içten pazarlıklı veriş, verdiklerinde bereket komaz. 
Kimileri de ellerinde pek az olmasına karşın çıkarır olanı biteni verirler. 
Bu gibiler hayata bağlanmış, ona inanç duyan kimselerdir ve 
onların ambarları hiç boş kalmaz. 
Kimileri sevecenlikle verir ve edindikleri tüm armağan da bu olur...”HALİL CİBRAN
Yollar vardır gittiğimiz. Yollar vardır çatallaşır. Hangi yoldan gitmeli, çok aşınmışından mı? Az aşınmışından mı? Karar verirken vicdan nasıl seslenir? Herkes zaman zaman yol ayrımına gelir. Aşklar biter, Evlilikler biter, işler sarpa sarar. O zamanlarda biliriz yol ayrımında olduğumuzu ve yeni bir yol ararız. Hata deriz, yanlış yaptım deriz, doğru yaptım deriz. Ya da çıkar ilişkisine dayanan bir projeydi deriz. Ne dersek diyelim vicdan bize seslenir. Ya vicdanımızın sesini dinler, özgürleşiriz. Ya da kendimizi hırslarımıza kurban ederiz. 
Evet Şener Şen’in oynadığı, Yavuz Turgul’un yönettiği filmden söz ediyorum.
Son yıllarda izleyip sevdiğim film oldu. Sade, basit, net bir film. İş dünyasının, mülkiyet ve miras ilişkilerinin, Sistem/iktidar ve iş dünyasının yargı ve finansla ilişkisini, Hayat ne, insan ne gelecek ne? Gibi soruları yol ayrımının odağı yapan ve “özgürlük ile zorunluluk” diyalektiğinden bakarak çözen bir film. Teknik kaliteden bahsetmeye gerek yok, gayet başarılı. İçerik olarak belki “Ya her şey bu kadar kolay mı” diye sordurabilir. Burjuvalar, büyük çok büyük patronlar insafa gerçekten gelir mi? diye düşündürebilir. Ama cevabını veriyor zaten. Büyük çok büyük patronlar aynı zamanda birer kölesidirler; projeli evliliklerin, rakiplerinin zayıflıklarını kullanmanın, vs... Örneğin şirketin geleceği için çocuklar rakip şirketin kızlarıyla evlendirilir, oluşan akrabalıktan milletvekili olan devletin olanaklarını seferber eder. Sosyal projeler diye yaptıklarının sonunda kendi çıkarlarına hizmet edecek şekle dönüştürdüklerini, burs verdikleri bir genç hakim olur, yıllar sonra şirketin beka sorunu çıkınca kararlar şirket lehine çıkar. Devletin hastaneleri doktorları bir şekilde bu şirketi korur. Hepsinden önemlisi aile bile kendi içinde miras ve mülkiyet hesabının derdinde olur. Devleti dolaylı yoldan dolandırmanın mübah olduğu, işçilerin haklarının adaletsiz ve hukuksuz bir şekilde nasıl gasbedilebildiği  bir sisteme karşı çıkmanın getirdiği iş dünyasının içinden bir gözle bizlere aktarıyor. 
Acaba gerçekte köle olan kim? Bu durumu da Rutkay Aziz başarılı oyunculuğu ile gösteriyor. Şan şöhret para sahibi olabilirsiniz ama insan olmak başka diyor. ‘Hayatın anlamı ne?’ sorusuna cevaplar veriyor. 
Filmdeki gönderilerin, öznelerini olaylarını değiştirip yeni denklemler kurabilirsiniz. Bir çok soruya yeni cevaplar verebilirsiniz. Bazen bir kaza, bazen bir katliam bazen bir farkına varma, bilinç kazanma hayatınızı değiştirebilir. İyi seyirler...
https://www.evrensel.net/yazi/80381/yol-ayrimi



397) 14 Temmuz 2017 Komsomol

Evrensel GazetesiKadraj köşesi397) 14 Temmuz 2017Özcan Yaman









Komsomol*

« :Biz Rusya'yı fakir ve hasta bir ülkeden zengin bir ülkeye dönüştürmek istiyoruz. Bu nedenle Komünist Gençlik Birliği'mizin eğitimini, öğretimini ve teorisini işçi ve köylülerin çalışmaları ile birleştirilmesi zorunludur. Gençliğimiz kendini sadece okullara da kapatmamalı, sadece komünist kitap ve broşürleri okumayla da sınırlandırmamalıdır. Onlar sadece işçi ve köylülükle ortak çalışmaları üzerinden gerçek birer komünist olabilirler.  Eğitimimiz, onların komünizm öğretisinin sonucu olan görev ve ödevlerini yerine getirebilmeleri
 için emekçilerin sömürenlere karşı sürdürdükleri mücadeleleri ile birleştirilmelidir. »
Lenin'in "Gençliğin Görevleri" Ekim 1920- III Komsomol kongresi

Yazının başlığını görünce siyasi bir yazı olacağınızı düşünmüş olacaksınız. Oysa ki
      ‘Komsomol’ aynı zamanda bir fotoğraf makinesinin ismi olmuştur. Fotoğraf tarihinin teknik gelişimine baktığımızda bilinen batılı markalara inat Sovyetler Birliği’nin, Batının da kabul etmek zorunda olduğu, dünyadaki satış rakamlarını üst üste koyduğumuzda milyonlarca satan fotoğraf makine ve modellerini ürettiğini görmekteyiz. 
Kitle iletişiminde fotoğraf ve sinemanın önemini keşfeden Sovyet iktidarı daha devrim aşamasında bu alana devlet desteğini sunmuştur. Bu destek bilim ve sanat alanlarında hem endüstrinin kuruluşu hem de akademik eğitim olarak sürmüştür. Belgesel ve sanat fotoğrafçılığı bu iki alanda gelişmiş dünyaya örnek olmuştur. Batı her ne kadar komünizmle mücadele etse de Sovyet teknoloji ve endüstrisi karşısında ancak rekabet edebilmiştir. 
Çarlık Rusya’sı zamanında dışa bağımlı olan fotoğraf endüstrisi Sovyetlerin iktidarıyla birlikte var olanlar devletleştirilmiş, oluşturulan çalışma komünlerinde özellikle gençlerin çalışmasıyla endüstrinin oluşturulması sağlanmıştır. İşte böyle bir zamanda Komsomol 29 Ekim 1918 tarihinde kuruluyordu.  Savaşlar yüzünden kesintili olsa da savaş sanayii için dürbün vb. gibi üretimleri sürüyordu. Genç Sovyetler  2. Dünya Savaşı sonrasında galip çıkınca Doğu Almanya’da dünyaca ünlü Alman optik ve fotografik sanayii araçları üreten fabrikalar açıldı. Bu fabrikalardan biri Gosularstvennyi Optiko-Mekhanicheskii Zavod (Devlet Optik Mekanik Fabrikası) yani kısa adıyla “GOMZ”du. St. Petersburg’da (Leningrad) 1932’de açılan fabrika en eski Rus optik fabrikalarından biriydi. 1965 yılında adlarını Leningradskoe Optiko Mekhanichesko Obedinenie (Leningrad Optik Mekanik Birleşmesi) yani LOMO olarak değiştirdiler. Savaşın sona ermesinden bir yıl sonra, GOMZ yepyeni bir makine duyurdu. Sovyetler Birliği’nin Komünist Gençlik Organizasyonuna adanmış ve adını oradan alan Komsomolets, orta format ikiz lensli ufak bir makineydi. Cam lensi ve bakalitten üretilen hafif bir gövdesi vardı. Komsomolets’in basitliğine rağmen zorlu ve zarar verici bir savaştan yeni çıkmış bir ülke için bu çok büyük bir başarıydı. GOMZ fabrikası, yıllarca Komsomelets ürettikten sonra çok önemli bir özellik ile beraber gelen yeni fotoğraf makinelerini tanıttı
çift lensler. Bu, görüntüyü veren lensi odaklamanın, fotoğrafı çeken lensi odaklaması anlamına geliyordu; böylece fotoğrafçı sadece objesinin üzerine yoğunlaşıyordu. Bu makineye “amatör” kelimesinin yaklaşık Rusça çevirisi olan “Lubitel” adı verildi. Bu mütevazı başlangıçtan, büyük bir nesil doğdu.
1949’daki ilk üretimden (Komsomol ve Lubitel olarak) 1990’ların başındaki üretimin durdurulmasına kadar yaklaşık 5 milyon makine üretildi.
Aslında daha öncesinde de 1936-1946 yıllarında yine orta format basit körüklü makinelerde üretilmiş ve Komsomol ismi verilmişti. 
Savaş yıllarında ve devrim süreçlerini belgeleyen ve kayıt altına alan fotoğraf, ütopya denilen komünist toplumun inşasında önemli işlevini yerine getirebilmesi için endüstrisinin ve eğitiminin verilmesi gerekiyordu. Tüm zorluklara rağmen başarıldı. Bu başarıda özellikle genç komünistler pay sahibiydi. Genç bir ülke olan SSCB’de gençliğini onure etmek için Komsomol ismini fotoğraf makinalarına vermişlerdir. 
(*) Genç Komünistler Birliği’nin kısaltması olan Komsomol, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği‘nde en etkili politik gençlik örgütüdür.
Kaynaklar; 
http://www.sovietcams.com/index.php?358713866https://microsites.lomography.com/lubitel166+/tr/history/
https://qz.com/435352/the-stunning-50-year-transformation-of-soviet-photography/
http://haberrus.com/info/2015/01/06/sovyet-doneminin-meshur-fotograf-makineleri-14.html










396) 7 temmuz2017 SOVYETLERDE FOTOĞRAF-11- Devrimin sanatı Fotoğraf...

Evrensel gazetesi
Kadraj köşesi
396) 7 temmuz2017
özcan yaman

Teknoloji herşeye karar verir- 1 Mayıs 1930'lar foto-Boris Ignatovich

SOVYETLERDE FOTOĞRAF-11-
Devrimin sanatı Fotoğraf...

" Sosyalist toplumda; Kameranın objektifi, uygar insanın gözbebeğidir. "
 Alexander Rodchenko


Sovyet fotoğrafçılığını iki döneme ayırabiliriz. İlk dönem 1917 Sosyalist Ekim Devrimi öncesi yani “Çarlık Rusya’sında fotoğraf” ve devrim sonrası “Sovyetlerde (SSCB) fotoğraf”
Dünya fotoğraf tarihi içinde baktığımızda 1840’lardan itibaren Rusya’da bilim insanları fotoğrafla yakından ilgilenmişler, geliştirmişlerdir. Sovyetler devrimin ilk yıllarından itibaren fotoğraf endüstrisini kurarak seçkin azınlığın zevk ve eğlence aracı olarak gördükleri fotoğrafı toplumsal ilerlemenin araçları haline sokmuşlardır. Devrim öncesi savaş endüstrisinin bir alanı olarak endüstrileştirilen fotoğrafı devrim sonrasında hızla toplumsal alanın endüstrileştirilmesi olarak geliştirmişlerdir. Fotoğraf makinaları ve optiklerin geliştirilmesi yalnızca Sovyetlerde değil batıda da yakından takip edilmiş ve kullanılmıştır.
Fotoğraf makinaları ve optik Fabrikaları teknolojinin gelişmesine olanak tanırken, Üniversitelerde akademik eğitimler verilerek içerik bakımından da fotoğrafın gelişimi sağlanmıştır. Bilim ve sanat insanları olduğu kadar başta Lenin olmak üzere genç Sovyet devletinin yöneticileri fotoğraf ve sinemanın önem ve değerini göstermişlerdir.
Sovyet fotoğrafçılığı 2. paylaşım savaşı ve yeni toplum inşaasında fotoğrafın eşsiz önemini ve değerini göstermiştir. Fotoğrafı dar alandan çıkarıp, Belgesel fotoğrafın, Savaş fotoğrafçılığının, Foto röportajların ve kavramsal/deneysel fotoğrafçılığın yeniden içerik kazanmalarını sağlamıştır. Fotoğraf iki ana dalda; Belgesel ve sanatsal alanlarda ilerlemiş ve geleceğin ütopyasında üzerine düşen görevi öyle bir yerine getirmiştir ki bugün hala üzerine konuşuyoruz.
Sovyet fotoğrafçılığının değişik yanlarını ele alıp işlemek bile sayfalarca yazmayı gerektirecek büyüklüğe sahip. Haftalardır bu konu üzerine yazmak bile yetmiyor. Daha teknik meselelere giremedim, Dergilere yeterince giremedim ve de fotoğrafçılar ve örneklerine.


Nihayetinde burası bir köşe ve ben güncel yazılar yazmalıyımJ) Yine de zaman zaman Sovyet fotoğrafçılığına döneceğim. Araştırmalarım notlarım devam ediyor. Bugün fotoğraf örnekleriyle noktalayayım. 

1944 foto- yevgeni kaldehy
 foto-Dmitri Baltermants
 foto-Dmitri Baltermants

Haziran 1941-foto-Alexander Ustinov 


01) 08/02/2009 Fotoğraf tarihinde gezi

Evrensel Gazetesi
Kadraj Köşesi
Özcan Yaman

01)08/02/2009 
Fotoğraf tarihinde gezi

...Günümüz imaj çağının en meşhur kelimesidir fotoğraf. İnsanların haşır neşir oldukları ve olmazsa olmaz olarak belki de en baş sıralara yerleştirdikleri ihtiyaç....

Adı üstünde telefon alacağız, “Bilmem kaç mega pikselli fotoğraf makinesi var mı” diye sorarız. Sanki fotoğraf makine özelliği olmazsa telefon işe yaramayacak gibi oluyor. Hatta video ve internet özellikleri….
Teknolojinin vardığı son nokta şimdilik tabii. Artık beş yaşında çocuktan yetmiş yaşındaki amcaya kadar herkes fotoğrafçı. Kötü mü? Bence değil. Evet ortalığa saçılan bol görüntü kirliliği ile birlikte anın öyle ya da böyle kayıt altına alınması. Fotoğrafın kimyayı terk etmesiyle başlayan süreç elektroniğin kılcal damarlarında hayat buluyor.
Değişmeyen ise ışıkla çizim yapılması.
Genelde hazır bulduğumuz kolaylıklar, tüketimi de obur bir şekilde körüklüyor. Sanki fotoğraf insanlığın doğuşuyla varmış gibi algılanıyor. Çoğu kimse yüz yetmiş yıl öncesini düşünmüyor. Halbuki bir zamanlar ressamları korkutan fotoğraf gerçeği şimdilerde plastik sanatlar içinde vazgeçilmez bir yerde duruyor. Peki nedir fotoğraf?
Görüntünün elde edilmesi, anın dondurulması. Meraklılar fotoğrafın yüz yetmiş yıllık birikim ve gelişimini tabii ki çok kolay bir şekilde öğrenebiliyorlar. Google’a sorduğunuzda size alternatifleriyle sunuyor. Ama bir parça zaman ayırmak gerekiyor yine de. Hem bunca işin gücün arasında kim araştıracak derseniz, ya da belki dikkatinizi çeker diyerek her hafta “Fotoğraf tarihinden” görsel ve açıklamalarla sizlere nostaljik kısa gezintiler sunacağız.
Bir dönem sonra “Fotoğraf nedir? Ve ne olmalıdır?” konularında düşüncelerimizi paylaşacağız. Sizleri elinizdeki olanaklar ölçüsünde (Cep telefonları dahil) fotoğraf çekmeye davet ediyorum. Sizin çektiğiniz fotoğraflar üstüne de konuşuruz. Fotoğrafla ilgili sorularınızı ve fotoğraflarınızı mail olarak yollayabilirsiniz.
Bol fotoğraflı haftalar…



Dünyanın ilk fotoğrafı
Dünyanın ilk fotoğrafını görüyorsunuz. Le Gras’ın penceresinden görünüm isimli bir çatıyı gösteren fotoğraf 1826’da çekilmiş. Fransız fotoğrafçı Joseph Nicephore bu fotoğrafın basım işlemine ‘heliography’ adını vermiş.
Bu fotoğrafın pozlandırılması tam 8 saat sürmüş.